Yazı:
Her milletin tarih içerisindeki
seyri,(savaşları, barışları, yaşama biçimi, duygu, düşünce ve davranışları)
onların mânevi kültürünü oluşturduğu gibi; mitolojilerinin de kendilerine göre
biçimlenmesine sebep olmuştur. Birçok milletin Lâtin kültüründe hattâ daha
geniş olarak Hristiyan kültüründe birleşmiş olmalarına rağmen, ayrı devlet ve
millet organizasyonu içinde farklı mitolojileri kabul ettiklerini ve bunları
motif motif geliştirdiklerini görürüz. Ancak dikkatten kaçmayan ve ibretle
seyredilmesi gereken bir gerçek de, bu devletlerin mitolojilerini sürekli
olarak işledikleri, nesillerine benimsettikleri ve bu çabayı değişmez bir
devlet politikası kabul etme durumlarıdır. Zaman zaman dış politikalarında
dahi, mitolojilerinden aldıkları ilhamın etkisi görülür. Hattâ o kadar ki;
beceriksiz Zeus’un gayretiyle, Ege kıyılarında köpükleşen güzel Artemis’in ve
hayasız Afrodit’in aşkıyla, Helenizm rüyalarına dalınır. Bazen de "Koca
Ayı"nın salyalı rehberliğinde Kars, Ardahan ve Boğazlar yoluyla sıcak
denizlere iniverme planları uygulamaya konulur. Arslan, İngiltere Krallığı’nın
simgesi olarak; "dünyanın tek ve kuvvetli hakimi niteliğiyle" sevilir
ve sayılır. Bu arada Fransa’nın simgesel "horoz"unu da unutmamak
gerekir.
Milletimizin binlerce yıllık tarihî
seyri içinde ortaya çıkan, seciye ve seviyesiyle kıyaslanabilecek mitolojisinin
en güzel örneklerinden biri, hattâ en değerlisi muhakkak ki BOZKURT motifidir.
Yüzlerce yıl belirli bir yerde
(Ergenekon’da) derlenip, toplanan ve yeniden "Millet" olma hüviyetini
kazanan Türk Soyu’nun yeni vatanlara açılışında BOZKURT, yol göstericilik
vasfıyla büyük bir önem kazanır. Gerektiğinde iyi savaşan, çok hassas ve cesur
olan, ancak bu özelliklerini soğukkanlı ve vakur görünümü içerisinde
gizleyebilen bu yaratığın sembol olarak kabul edilmesi, her halde Türk
insanının yaratılış özellikleriyle uyum sağlamış olmasındandır. Sonraki
yıllarda dahi, Türk Milletinin zor durumlarında ortaya çıkıp, yol göstericilik
yaptığı ve Milleti selamete çıkardığı; fikrî bir inanç olarak binlerce yıldan
bu yana yaşayagelmektedir.
BOZKURT’un zorluklar karşısında kalan
Türk Milleti’ne yol gösterme ve kurtarıcılık imajı, son müstakil Türkiye
Cumhuriyeti’nin kuruluşu esnasında ve sonraki devrelerde büyük Atatürk
tarafından gayet iyi değerlendirilmiş, bu fikriyat ve aksiyonla Türk Milleti’nin
kurtuluşu gerçekleştirilmiştir.
Zaferi takip eden kısa zaman sonra âdeta
BOZKURT’u ödüllendirmek istercesine Atatürk’ün bastırdığı paralarda BOZKURT
Motifine tam boy yer verilmiş, esasta bu sembol, fikri ve aksiyonuyla gelecek
nesillere aktarılmaya çalışılmıştır. Bunun yanı sıra Türk Dil Kurumu’nun ilk
neşrettiği Sözlüğün kapağına BOZKURT Motifinin işlenmesi, Millî Eğitim
Bakanlığı’na BOZKURT Tablosunun astırılması da yine Atatürk’ün bu sembole
verdiği değeri ve O’nun, okuyan nesle mutlaka tanıtılması ve benimsetilmesi
gereğini vurgulayan tarihi davranışlardır.
Ancak zamanla hükûmetlerin değişmesi;
devlet yönetimlerine, O’nun amaç ve değerlerine bakış açılarını da
değiştirmiştir. Özellikle Rusya’nın Türkiye üzerinde hiç değişmeyen, kuruluşta
dahi Atatürk’ün devlet bakışını etkilemeye çalışan, ancak bizzat Başkomutan
tarafından reddedilen rejim ısrarlarının devam ve propagandası, Atatürk’ün
ölümünden sonra hızını daha da artırarak Türk gençlerinin bir kısmı üzerinde
etkili olmaya başlamış; Genç Türk Devleti’nde Atatürk’ün reddettiği her türlü
zararlı faaliyetlere (Komünizm, Ataizm, Masonluk, Dîni ve Millî değerlerimize
yapılan aleni saldırıların yayılması,) hattâ bunların bakanlıklar seviyesine
kadar uzandığı görülmüştür.
Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasını
müteakip kısa zaman içinde Türk olan her şeye karşı hazırlanan bu tuzaklara ve
davranışlara muhatap olmak, gerçek vatan severler için ıstıraplı günlerin
vesilesi olmuştur. O günler üzerinden hayli zaman geçti, ancak yıllar sonra
yine; bu defa başka yönlü ikaz lambaları yanıp sönmeye başladı. Onun için,
Türk’ün Türk’ten başka dostu olmadığını hiç unutmamalıyız. İnançlarımızdan ve
millî değerlerimizden asla taviz vermemeliyiz. Onları takip ve benimsemeyi bir
devlet politikası haline getirmeliyiz. Özellikle Millî Eğitimin Lise bölümünde
Türklerin Ergenekon ve BOZKURT olaylarını ders haline getirilip gençliğimizin
tarihimizi, Millî motiflerimizi benimsemesi ve kabullenmesi yönünde onlara
bilinç kazandırmalıyız. Son pişmanlığın faydasızlığı mutlaka kulağımızda küpe olmalıdır.
Unutulmamalı ve artık fark edilmelidir ki; orta yaştan aşağıya doğru bugün
insanımızın çoğunluğu, bu bilinç eksikliğinin ve beyinlerinde oluşturulan
tezatların etkisini, boşluğunu yaşamaktadır. Artık iyice anlaşılmalıdır ki;
vatandaşlarımızın büyük bir kesimi kendilerine tutunabilecek sağlam bir (millî)
dal aramaktadır. Kök sağlam, ancak dalların çoğu ya kesilmiş ya aslı
değiştirilmeye başlanmış veya vasıflaştırılmıştır. Bozuk aşılılar ve bunların
dönekleri de maalesef toplumun büyük kesimine zarar verir duruma gelmişlerdir.
Daha konuşulacak çok meselemiz ve söylenecek çok sözümüz vardır. Şimdilik sözümüzü şu ANA TEMA ile bitirmek isteriz: "TÜRK MİLLETİ, TİTRE VE KENDİNE DÖN..."
S O N





