Türk edebiyatında terazinin bir kefesine Dede Korkut Hikayeleri’ni koysanız, diğer gözüne de bütün Türk Edebiyatını koysanız gene de Dede Korkut Hikayeleri ağır basar!
Gerçekten böyle midir?
Dede Korkut’u okuyan okumuştur. Okumayan için veya okuyanlara tekrar hatırlatmak için bu hikayeleri yayınlamakta yarar görürüm.
Terazinin kefesine ise varın siz karar verin.
---------
OĞUZ zamanında Usun Koca derler bir kişi var idi, ömründe iki oğlu var idi. Büyük oğlunun adı Eğrek idi. Cesur, deli, güzel yiğit idi.
Bayındır Han’ın sohbetine ne zaman istese gelirdi. Beylerbeyi olan Kazan’ın divanında buna hiç kapı baca yoklu. Beyleri çiğneyip Kazan’ın önünde otururdu.
Kimseye iltifat eylemezdi.
Meğer han’ım gene bir gün beyleri çiğneyip oturunca. Ters Uzamış derlerdi Oğuz’da bir yiğit var idi, der: “Bre Usun Koca oğlu bu oturan beyler her biri oturduğu yeri kılıcı ile, ekmeği ile almıştır. Bre sen baş mı kestin, kan mı döktün, aç mı doyurdun, çıplak mı donattın” dedi.
Eğrek der: “Bre Ters Uzamış, baş kesip kan dökmek hüner midir?” dedi. Der: “Evet hünerdir ya!”
Ters Uzamış’ın sözü Eğreğe tesir etti. Kalktı Kazan Bey’den akın diledi. Akın verdi. İlan etti, akıncı toplandı.
Üç yüz mızraklı yiğit bunun yanına cem oldu.
Meyhanede beş gün yeme içme oldu. Ondan sonra Şirögüven kenarından Gökçe Deniz’e kadar olan memleketleri yağmaladı. Sayısız ganimet alındı.
Yolu Alınca Kalesine uğramıştı. Kara Tekür orada bir koru yaptırmıştı. Uçanlardan kaz, tavuk, yürüyenlerden geyik, tavşan bu avluya doldurup Oğuz yiğitlerine bunu tuzak yapmıştı. Usun Koca oğlunun yolu bu koruya uğradı.
Korunun kapısını ufalttılar. Yabanî geyik, kaz, tavuk kestiler, yediler içtiler.
Atlarının eyerlerini aldılar, giyimlerini çıkardılar.
Meğer Kara Tekür ‘ün casusu var idi, bunları gördü, gelip der: “Bre Oğuz’dan bir bölük atlı geldi, korunun kapısını ufalttılar, atlarının eyerlerini alıp giyimlerini çıkardılar, bre ne duruyorsunuz?”
Altı yüz kara elbiseli kâfir bunların üzerine saldırdılar. Yiğitleri öldürdüler.
Eğreği tuttular. Alınca Kalesinde zindana attılar.
Kara kara dağlardan haber aştı, kanlı kanlı sulardan haber geçti, kudretli Oğuz ellerine haber vardı. Usun Koca’nın ak otağı önünde feryat koptu. Kaza benzer kızı gelini ak çıkarıp kara giydi. Usun Koca “oğul oğul” diye akça yüzlü anası ile ağlaştılar sızlaştılar.
Her kemikli gelişir, kaburgalı büyür. Meğer hanım, Usun Koca’nın küçük oğlu Seğrek iyi, cesur, alp, deli yiğit oldu. Bir gün yolu bir düğün derneğe uğradı.
Kondular, yemek içmek ettiler.
Seğrek sarhoş oldu. Dışarı ayakyoluna çıktı. Gördü ki öksüz oğlan bir çocukla kavga ediyor. “Bre n’oldunuz” diye bir tokat birine, bir tokat birine vurdu. Eski dutun biti, öksüz oğlanın dili acı olur. Biri der: “Bre bizim öksüzlüğümüz yetmez mi, bize niye vuruyorsun, hünerin var ise kardeşin Alınca Kalesi’nde esirdir. Var onu kurtar” dedi.
Seğrek dedi: “Bre kardeşimin adı nedir?” Dedi: “Eğrek’tir. Şimdi Eğreğe Seğrek yakışır!”
“Kardeşim sağ imiş kaygılanmam, kardeşsiz Oğuz’da durmam, karanlıklı gözümün aydını kardeş” diye ağladı.
İçeri sohbete girdi müsaade istedi, “beyler hoşça kalın” dedi. Atını çektiler bindi. Koşturdu, anasının evine geldi. Atından indi, anasının ağzını aradı.
Seğrek burada söylemiş, görelim hanım ne söylemiş:
Der:
“Kalkıp ana yerimden doğruldum
Yelesi kara cins atıma sıçrayıp bindim
Çapraz yatan Ala Dağ eteğine vardım
Kudretli Oğuz ellerinde düğün dernek varmış oraya vardım
Yemek içmek arasında
Ak boz atlı bir haberci geldi
Çok zamanmış Eğrek derler bir yiğit esirmiş
Kadir Tanrı yol vermiş çıkıp gelmiş
Büyük Küçük kalmadı o yiğide karşı gitti
Ana ben de varayım mı ne dersin” dedi.
Anası burada söylemiş görelim hanım ne söylemiş:
Der:
“Ağzın için öleyim oğul
Dilin için öleyim oğul
Karşı yatan kara dağım
Yıkılmıştı yüceldi ahir
Akıntılı güzel suyum
Çekilmişti çağladı ahir
Koca ağaçta dal budağım
Kurumuştu filizlenip yeşerdi ahir
Kudretli Oğuz beyleri izin verirse sen var
O yiğide yetiştiğinde
Ak boz atın üzerindin yere in
El bağlayıp o yiğide selam ver
Elini öpüp boynunu kucakla
Kara dağımın yükseği kardeş de
Ne duruyorsun oğul koştur” dedi.
Oğlan anasına söylemiş, görelim ne söylemiş:
Der:
“Ana ağzın kurusun
Ana dilin çürüsün
Benim de kardeşim varmış kaygılansam olmaz
Kardeşsiz Oğuzda dursam olmaz
Ana hakkı Tanrı hakkı olmasaydı
Kara çelik öz kılıcımı çekeydim
Birdenbire güzel başını keseydim
Alca kanını yeryüzüne dökeydim
Ana zalim ana” dedi.
Babası der: “Yanlış haberdir oğul, kaçan giden senin ağabeyin değil, başkasıdır. Aksakallı ben babanı ağlatma, ihtiyarcık olmuş ananı sızlatma” dedi.
Oğlan burada söylemiş:
Der:
“Üç yüz altmışaltı alp ava binse
Kanlı geyik üzerine kavga kopsa
Kardeşli yiğitler kalkar kopar olur
Kardeşsiz zavallı yiğit ensesine yumruk dokunsa
Ağlayarak dört yanına bakar olur
Ela gözden acı yaşını döker olur
Ela gözlü oğlunuzu görünceye kadar
Bey baba hatun ana esen kalın” dedi.
Baba ana” yanlış haberdir, gitme oğul” dediler.
Oğlan der: “Beni yolumdan ayırmayın, ağabeyimin tutulduğu kaleye varmayınca, ağabeyimin ölüsünü dirisini bilmeyince, öldü ise kanını almayınca Oğuz eline gelmem yok” dedi.
Baba ana ağlaşıp Kazan’a adam gönderdiler. “Oğlan kardeşini andı gider, bize ne öğüt verirsin?” dediler.
Kazan der: “Ayağına at kösteğini vurun” dedi.
Yavuklusu vardı, acele düğün dernek ettiler. Attan aygır, deveden erkek deve, koyundan koç kestirdiler.
Oğlanı gelin odasına koydular. Kız île ikisi bir döşeğe çıktılar. Oğlan kılıcını çıkardı kız ile kendi arasına koydu.
Kız der: “Kılıcını gider yiğit, murat ver murat al, sarılalım” dedi.
Oğlan der: “Bre kavat kızı, ben kılıcıma doğranayım, okuma sancılayım, oğlum doğmasın, doğarsa on yaşına varmasın, ağabeyimin yüzünü görmeyince, ölmüş ise kanını almayınca bu gelin odasına girersem” dedi.
Ayağa kalktı. Tavladan bir koç at çıkardı eyerledi. Giyimini giydi. Diz bağı, kol bağı bağladı.
Der: “Kız sen beni bir yıl bekle, bir yılda gelmezsem iki yıl bekle, iki yılda gelmezsem üç yıl bekle, gelmezsem o vakit benim öldüğümü bilesin, aygır atımı boğazlayıp aşımı ver, gözün kimi tutarsa, gönlün kimi severse ona var” dedi.
Kız burada söylemiş, görelim hanım ne söylemiş:
Der:
“Yiğidim ben seni bir yıl bekleyeyim
Bir yılda gelmezsen iki yıl bekleyeyim
İki yılda gelmezsen üç dört yıl bekleyeyim
Dört yılda gelmezsen beş yıl altı yıl bekleyeyim
Altı yol ayrımına çadır dikeyim
Gelenden gidenden haber sorayım
Hayır haber getirene at elbise vereyim
Kaftanlar giydireyim
Şer haber getirenin başını keseyim
Erkek sineği üzerime kondurmayayım
Murat ver murat al öyle git yiğidim” dedi.
Oğlan der: “kavat kızı ağabeyimin başına and içmişim, dönmem yok” dedi.
Kız der: “Ayağı uğursuz gelin diyeceklerine hayâsız gelin desinler, kayın babama, kaynanama söyleyeyim” dedi.
Söylemiş:
“Babamdan daha iyi kayın baba
Anamdan daha iyi kayın ana
Develerinin erkeği ürktü gider
Deveciler önünü kesti döndüremez
Kara koç aygırın ürktü gider
At çobanları önünü kesti döndüremez
Ağıllarının koçları ürktü gider
Çoban önünü kesti döndüremez
Ela gözlü oğlun kardeşini andı gider
Akça yüzlü gelinin döndüremez
Size malum olsun” dedi.
Baba-ana ah ettiler. Yerlerinden kalktılar “oğul gitme” diyerek, gördüler çare olmadı. Elbette o “ağabeyimin tutulduğu kaleye varmayınca edemem” dedi.
Babası anası “sür oğul, uğurun açık olsun, sağ esen varıp gelesin geleceğin var ise” dediler.
Babasının anasının elini öptü, kara koç atına sıçrayıp bindi.
Geceyi gündüze kattı, at sürdü. Üç gün geceli gündüzlü at koşturdu. Dereşam’ın kenarından geçti. O kardeşinin tutulduğu koruya geldi. Gördü kî at çobanı kâfirler kısrak güdüyorlar. Kılıç çekip altı kâfir tepeledi. Davul çalıp kısrakları ürküttü getirip o koruya soktu. Geceyi gündüze katmış, üç gün geceli gündüzlü at koşturmuş yiğit, karanlıklı gözlerini uyku bürümüş yiğit atının yularını bileğine bağladı, yattı uyudu.
Meğer kâfirin casusu var idi. Gelip Tekür’e der: “Oğuz’dan bir deli yiğit geldi, at çobanlarını öldürdü, kısrakları ürküttü getirip koruya soktu.”
Tekür der: “Silahlı altmış adam seçin, varsınlar, tutup getirsinler” dedi.
Altmış silahlı adam seçtiler. Vardılar ansızın altmış demir giyimli kâfir oğlanın üzerine geldiler. Giyim hışırtısından, at kıpırdamasından. Meğer yiğit aygır binerdi. Hanım at kulağı tetikte olur, çökerek oğlanı uyandırdı. Oğlan gördü ki bir alay atlı geliyor. Sıçradı Adı güzel Muhammed’e salavat getirdi.
Atına bindi, kara elbiseli kâfire kılıç vurdu, bastı kaleye tıktı. Yine uykusunu yenemeyip yerine varıp yattı uyudu. Gene atının yularını bileğine geçirdi.
Kâfirler, sağ olanları, kaçarak Tekür’e’ geldiler. Tekür der: “Tu yüz kerre, altmış kişi bir oğlanı tutamadınız” dedi.
Bu sefer yüz kâfir oğlanın üzerine geldiler. Aygır yine oğlanı uyandırdı. Gördü kâfirler saf bağlamış geliyorlar.
Oğlan kalktı atına bindi. Adı güzel Muhammed’e salavat getirdi, kâfire kılıç çaldı, bastı kaleye tıktı. Atını döndürdü, gene konaklama yerine geldi. Uykusunu yenemedi, tekrar yattı uyudu. Atının yularını yine bileğine geçirdi.
Bu sefer at oğlanın bileğinden boşandı kaçtı, Kâfirler yine Tekür’e geldiler.
Tekür der: “Bu defa üç yüz varın” dedi.
Kâfirler der: “Varmayız, kökümüzü keser, hepimizi öldürür” dediler.
Tekür der: “Ya nasıl eylemek gerek, varın o esir yiğidi çıkarın getirin, tekmeleyenin karnını boynuzlayan yırtar, at verin giyiniverin” dedi.
Geldiler Eğreğe dediler: “Yiğit sana Tekür himmet eyledi, surda bir deli yiğit, yolcunun-yola gidenin, çobanın-çoluğun ekmeğini alıyor, tut o deliyi oldur, seni bırakıverelim, var git” dediler. “Pekala” dedi.
Egreği zindandan çıkardılar. Saçını sakalını tıraş ettiler. Bir at, bir kılıç verdiler. Üç yüz kâfiri ona arkadaşlığa verdiler. Oğlanın üzerine geldiler.
Üç yüz kâfir açıkta durdular. Eğrek der: “Gelin varalım, tutalım.”
Kâfirler der: “Tekür ‘den buyruk sana oldu, sen var” dediler.
Eğrek der: “İşte uyuyor, gelin varalım” dedi.
Kâfirler der: “Ay ne uyumak, koltuğunun altından bakar, kalkar bize geniş ovayı dar gösterir” dediler. Der: “Şimdi ben varayım, elini ayağını bağlayayım, sonra siz gelirsiniz” dedi.
Sıçradı kâfirler arasından çıktı. At sürüp bu yiğidin üzerine geldi. Atından indi, yularını bir daha iliştirdi. Baktı gördü ki ayın on dördüne benzer bir güzel ela gözlü genç yiğit boncuk boncuk terlemiş uyuyor, gelenden gidenden haberi yok. Dolandı başı ucuna geldi. Gördü ki belinde kopuzu var. Çıkarıp eline aldı söylemiş, görelim hanım ne söylemiş:
Der:
“Kalkıp yerinden doğrulan yiğit
Yelesi kara cins atına sıçrayıp binen
Arku Beli Ala Dağdan geceleyin aşan
Akıntılı güzel suyu delip geçen
Gurbete gelen yatar mı olur
Benim gibi pazusundan ak ellerini bağlatarak
Domuz damında yatar mı olur
Aksakallı babasını ak pürçekli anasını
Ağlatarak sızlatır mı olur
Niye yatırıyorsun yiğit
Gafil olma güzel başını kaldır yiğit
Ela gözünü aç yiğit
Kadirin verdiği tatlı canını uyku bürümüş yiğit
Pazusundan kollarını bağlatma
Aksakallı babanı ihtiyarcık ananı ağlatma
Ne yiğitsin kudretli Oğuz dinden gelen yiğit
Yaradan hakkı için kalkıver
Dört yanını kâfir sardı belli bil” dedi.
Oğlan sıçradı kalktı. Kılıcının sapına yapıştı ki bunu vursun. Gördü ki elinde kopuz var.
Der: “Bre kâfir Dedem Korkut kopuzu hürmetine çalmadım," "eğer elinde kopuz olmasaydı ağabeyimin başı için seni iki parça kılardım” dedi.
Çekti kopuzu elinden aldı.
Oğlan burada söylemiş, görelim hanım ne söylemiş:
“Sabah erken yerimden kalktığım kardeş için
Ak boz atlar yormuşum kardeş için
Kalenizde esir var mıdır kâfir söyle bana
Kara başım kurban olsun kâfir sana” dedi.
Büyük kardeşi Eğrek burada söylemiş, görelim hanım ne söylemiş:
“Ağzın için öleyim kardeş
Dilin için öleyim kardeş
Memleketini doğum yerini sorar olsam neresidir
Karanlık gece içinde, yolu kaybetsen ümidin nedir
Büyük sancak tutan hanınız kim
Kavga günü önden at tepen alpınız kim
Yiğit senin baban kim
Alp erin erden adım saklaması ayıp olur
Adın nedir yiğit” dedi.
Bir daha söylemiş, der:
“Develerimi güdünce devecim misin
Kara koçumu güdünce at çobanım mısın
Ağıllarımı güdünce çobanım mısın
Kulağımda çınlayan naibim misin
Beşikte koyup gittiğim kardeşçiğim misin
Yiğit söyle bana
Kara başım kurban olsun bugün sana” dedi.
Seğrek burada büyük kardeşine söyledi, der:
“Karanlık gece içinde yolu kaybetsem ümidim
Büyük sancak tutan hanımız Bayındır Han
Savaş günü önden at tepen alpımız Salur Kazan
Babamın adını sorarsan Uşun Koca
Benim adımı sorar olsan Seğrek
Kardeşim var imiş adı Eğrek” dedi.
Bir daha söyledi, der:
“Develerini güdünce devecinim
Kara koçunu güdünce at çobanınım
Beşikte koyup gittiğin kardeşinim “dedi.
Büyük kardeşi Eğrek burada söylemiş, görelim hanım nasıl söylemiş:
Der:
“Ağzın için öleyim kardeş
Dilin için öleyim kardeş
Er mi oldun yiğit mi oldun kardeş
Gurbete kardeşini aramağa sen mi geldin kardeş” dedi.
İki kardeş kucaklaşa kucaklaşa görüştüler. Eğrek küçük kardeşinin boynunu öptü. Seğrek de ağabeyisinin elini öptü.
Karşı yakadan kâfirler bakışıyorlar.
Derler: “Güreştiler galiba, belki bizimki yener” dediler.
Gördüler ki kucaklaştılar, görüştüler, cins atlara biniştiler. Kara elbiseli kâfire at sürdüler, kılıç yürüttüler. Kâfiri bastılar öldürdüler, kaleye döktüler. Gelip yine o koruya girdiler kısrakları dışarı çıkardılar. Davul çalıp kısrakları önlerine kattılar. Dereşam suyunu at tepip geçtiler. Geceyi gündüze kattılar,
Oğuz’un hudut boyuna yetiştiler.
Kanlı kâfir elinden kardeşçiğini çekip aldı.
Aksakallı babasına müjdeci gönderdi “babam bana karşı gelsin” dedi.
Uşun Koca’ya haberci geldi. “Müjde, gözün aydın, oğulların ikisi beraber sağ esen geldi” dediler.
Koca işitip şad oldu.
Gümbür gümbür davullar çalındı. Altın tunç borular öttürüldü. O gün alaca büyük otağlar dikildi. Artan aygır, deveden erkek deve, koyundan koç kesildi. Koca Bey oğullarına karşı geldi. Attan indi, oğlanları ile kucaklaşa kucaklaşa görüştü.
“İyi misiniz, esen misiniz oğullar” dedi. Gölgeliği altınlıca odasına geldiler.
Eğlence, yemek içmek oldu. Büyük oğlana da güzel gelin getirdi. İki kardeş birbirine sağdıç oldular. Gelin odalarına koşturup indiler, murada maksuda eriştiler.
Dedem Korkut gelip destan söyledi, deyiş dedi.
“Evvel ahir uzun yaşın ucu ölüm. Ölüm vakti geldiğinde arı imandan ayırmasın.”
Günahınızı Muhammet Mustafa’nın yüzü suyuna bağışlasın.
Amin diyenler Tanrı’nın yüzünü görsün hanım hey!...
-
DEDE KORKUT: Uşun Koca Oğlu Seğrek Destanını Beyan Eder
Derler ki,
Bunlar da ilginizi çekebilir:
HUN HAKANI HUVEİ HAN’IN ÇİN ELÇİSİNE VERDİĞİ CEZA! Henüz düşülmemiş tarihler MÖ 114 yılını işaret ediyordu. Ulu Hun Hakanı İçisiye Tanhu uçmağa varmış, yerine oğlu Huvei Tanhu oturmuştu, altın Hun Tahtına. Ulu Mete Tanhu’nun … Devamını oku..
Prof. Justine Mc Carthy: Asıl Soykırım Yapan Ermenilerdir..! “-TÜRKLER DEĞİL, ERMENİLER SOYKIRIM YAPTI..” Size..; “-Soykırımı kabul edin, bitsin bu iş.. Özür dileyin kapansın bu yara..” diyeceklerdir.. Böyle bir pazarlığa asla razı … Devamını oku..
Hocalı Katliamı – Xocalı Soyqırımı 23 YIL ÖNCE BU GÜN BİR KATLİAM OLMUŞTU, HATIRLADINIZ MI? Dağlık Karabağ bölgesinin en önemli tepelerinden birisinde olan 2.605 Aile ve 11.356 nüfuslu Hocalı Kasabası Hankend… Devamını oku..
23 Nisan'a Nasıl Gelindi Osmanlı Devleti I. Cihan Harbinden mağlup olarak çıktı ve 30 Ekim 1918’de İmzaladığı Mondros Mütarekesi’yle siyasi hâkimiyetine son vermiş ve ülkesinin düşman işgaline açık bir … Devamını oku..
Biz Katliam Yapmadık Ön bilgi: 1927 Yılı nüfus sayımına göre Türkiye’nin nüfusu 13.648.987, Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi (ADNKS) 2013 sonuçlarına göre 31 Aralık 2013 tarihi itibariyle Türki… Devamını oku..