ONBİRİNCİ YÜZYILDAN GÜNÜMÜZE
TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİNİN EL KİTABI...
Ahmet ŞAFAK
Türklerin yaşadıkları coğrafyaları
gezerek, inceleyerek alan çalışması yapan Kaşgarlı Mahmut, Türklerin ilk
sosyoloğu unvanını da alsa yeridir. Kaşgarlı Mahmut’un Bağdat’ta bulunmasının
elbette bir sebebi vardı. Tarihçiler bu sebebin en kuvvetli olanını şöyle
belirtiyor; Selçuklu Sultanı Melikşah’ın Hanımı Terken Hatun bir Karahanlı
Prensesidir. Kaşgarlı pek çok âlimi Bağdat’a getirmiştir. Bu sebep göz önünde
bulundurulduğunda dönemin Türk birliği şuurunu anlatması açısından ayrı bir
önem arzeder.
Türk Dünyasında dil konusunda bugün
hâlâ ortak bir kanaat oluşmamıştır. Türk Birliğinin kültürel buluşması ne yazık
ki nutuktan öteye gidememektedir. Bu yolda günümüz milliyetçi aydınlarına büyük
vazife düşmektedir. Bu vazifeyi yerine getirirken örnek alacağımız sima hiç
şüphesiz Kaşgarlı Mahmut gibi büyük Türk olacaktır. Onbirinci asırda Türk
yurtlarının yüzde yetmişini gezerek,; köy, şehir, mezra dolaşarak ulaştığı
bilgileri kitaba döken Kaşgarlı Mahmut’un yoldaşlarına bugün ihtiyacımız vardır.
Türk dilini lehçelerine, şivelerine kadar araştıran bu dilin Hakanı ve Oğuz
diye iki ana damarını tespit eden Kaşgarlı Mahmut’un verdiği bilgiler günümüze
de ışık tutmaktadır. Divan-ı Lügat-ı Türk’te Hakaniye Türkçesini en zarif ve
güzel Türkçe olarak belirten Kaşgarlı, bu lehçenin Kaşgar, Balasagun gibi büyük
şehirlerde ve Çiğil, Yağma, Uygur ve Karluk Türkleri arasında işlediğini yazar.
Bu lehçe aynı zamanda büyük Türk Devleti Karahanlı’ların da resmi dilidir.
Kaşgarlı Mahmut, eserinde Hakaniye’nin dışında ikinci edebi lehçe olarak Oğuz Türkçe
’sini kaydeder. Bu lehçenin Oğuz, Kıpçak, Bulgar Türkleri tarafından
konuşulduğunu belirtir.
Türklük konusunda büyük bir mensubiyet
duygusuna sahip olan Kaşgarlı Mahmut’un çok iyi bilinmesi gerekir. Kaşgarlı
Mahmut’un eseri, Divan-ı Lügat-ı Türk, Türk Milletinin ayrıcalığını gözler
önüne seren tarihi bir evraktır, belgedir; ayrıca "Türk diye bir Millet
yoktur" diyen zihniyetin bilgi yerine, siyasi hesaplarla konuştuğunu
gösteren turnusol kâğıdıdır.
Bu Kitabın elde edilmesi hikâyesi de
şanına lâyık olaylar zinciri ile anlatılabilir.
Büyük bir kitapsever olan
Diyarbakır’lı Ali Emiri, Divan-ı Lügat-ı Türk’ü sahafta tesadüfen görmüş ve
hemen satın almış. Hemşehrisi ve büyük Türk düşünürü Ziya Gökalp bu kitabın
bulunduğu haberini alınca devrin Başbakanı Talat Paşa’dan ricacı olmuş ve Kitabı
Ali Emiri’den istemiş. Fakat Ali Emiri, Talat Paşa’ya bile bu eseri vermemiş.
Eserin kıymeti devrin aydınlarınca bilindiğine göre; varın o dönemin
aydınlarındaki, irfana verilen değeri anlayın.
Darısı günümüze diyelim ve
milliyetçiliğimizin kaynaklarına sahip çıkalım...
25.11.2015 Ahmet ŞAFAK
Birçok makalesi kayda değer olan
sevgili Ahmet ŞAFAK kardeşime teşekkürlerimle sağlıklar diliyor, ömrüne bereket
duâlarımı iletiyorum. Allah’a emanet kalın. (Aksakal)