BİLİNENLER-BİLİNMEYENLER (1)

  

Bir zamanlar çalıştığım gazetenin servisiyle işime giderken, o gazetede henüz göreve başlamak üzere gittiğini öğrendiğim benden on yaş kadar daha küçük yaşlarda bir arkadaşla karşılaştım. Sonraki günlerde hem aynı yerde çalışmanın hem de her gün aynı servisle iş yerimize gidip gelmenin oluşturduğu yakınlıkla samimiyetimiz günbegün artmıştı ki; O’nun iyi bir yazar seviyesi tutturduğunu hem edebî, hem felsefi, hem de sosyal konulu yazılarda başarılı olduğunu görmenin hazzını yaşamaya, ayrıca yeni arkadaşımızın daimi okuyucusu olduğumun farkına varmaya başladım. O da ayrıca yazdıklarımla ilgili bana güzel intibalar getiriyor, hattâ zaman zaman, “daha sizlerden öğreneceğimiz çok şeyler var ağabey...” diyerek biz eskilere övgü ile saygılarını gösterme yoluna giriyordu.

Ancak kısa bir zaman sonra gördüm ki; o arkadaşımız, benim takibinde hassasiyet gösterdiğim bir yazar olmuş, tüm çalışan ve okuyanlarının nazarında gün geçtikçe aranır ve adından hayli bahsedilir duruma erişmişti. Birgün sabah servisinde yine gazeteye giderken gazete Müdürümüz ve başyazarımız rahmetli Necdet Sevinç bu yeni arkadaşa dönerek "Hadi Ahmet, bir şarkı söyle de dinleyelim. Enver Ağabey de seni dinlesin" deyiverdi.

Rahmetli Necdet Bey’le eskiden beri tanışıklığımız bulunduğundan, benim Musiki uğraşılarımı bilirdi. Ahmet hiç de naz etmeden bir şarkıya başladı, sonuna kadar devamla, kusursuz bir solo yapıverdi.

Arkadaşımızın kulağı çok sağlam, sesi de gayet güzeldi. Bu işin oradaki en "yetkili bileni" olarak tebrik ve taktirlerimi belirttim; ara sıra da bu servis seyahatlerinde benim de şarkı söylediğim zamanlar olmuştu. Ancak Ahmet’ten sonra hep ondan dinlemeye başladık.

Ben bir yıl kadar sonra, bir anlaşmazlık nedeniyle gazeteden ayrılmıştım. Kısa bir zaman sonra da bir başka gazetede göreve başladım. Ancak talihe bakın ki; bir hafta kadar sonra Necdet Bey’le sevgili Ahmet de oraya taşındılar. Aynı kadroyu yeni yerimizde de oluşturmanın hazzını yaşamaya başlamıştık ki; bir müddet sonra Ahmet’in ayrılacağını ve de ayrıldığını duymanın üzüntüsünü yaşadık. Ancak bu gazeteci Ahmet’in kimliği ile sonrasını yansıtacak satırlarım sakın sizi şaşırtmasın. Zira kısa bir müddet sonra bu Ahmet’in "şarkıcılığa", Ses Sanatçılığına başladığını görmenin şaşkınlığını ve sevincini de yaşamış olduk.

Bizim sevgili Ahmet artık kısa zamanda sevilen, şöhretli ve kendine özgü şarkılar okuyan bir Ahmet Şafak oluvermiş.

Sevgili Ahmet, şimdilerde pek duyulmuyor olsa da sanırım şöhreti dillerde söyleniyor, sesi kulaklarda çınlayıp duruyordur.

Sevgili Ahmet Şafak, belki de kendini öyle saydığı yaşlılık kategorisinin tadını çıkarırken, biz de O’nun çok kıymetli bir makalesini, yazımızın sonuna almak istedik. Hayli yararlanacağınızı umarak!

Sevgilerle... (Aksakal)

Enver Özçağlayan

(DEVAMI VAR)

Bunlar da ilginizi çekebilir:

  • Mustafa Kemal Atatürk Prof. Dr.E. Semih YALÇIN Türk milletinin tarihinde ender zuhur eden liderlerdendi; o, bir dâhi ve gerçek bir “müceddit” yani yenileyiciydi. Devletin devamlığı nazariyesini hak… Devamını oku..
  • KAYA PETROGLİFLERİNİN BENZER ÖZELLİKLERİ VE MOTİFLERİNE DAİR KARS – KAĞIZMAN (TÜRKİYE), GEMİKAYA (AZERBAYCAN), ULSAN (GÜNEY KORE) VE ALTA (NORVEÇ) KAYA PETROGLİFLERİNİN BENZER ÖZELLİKLERİ VE MOTİFLERİNE DAİR Yrd. Doç. Dr.Fatih İMAT Pro… Devamını oku..
  • HITAY DEVLETİ VE UYGURLAR M.s. 840 dan evvel, yani Orhon kıyılarındaki Uygur devleti yıkılmadan önce, Hıtay Devletini kuran Kitan kabileleri Uygurlara tabi idiler. Bu sebeple Uygurlardan çok derin tesirl… Devamını oku..
  • ALANLAR ALANLAR Tarihte “Alan” veya “As” adıyla anılan bu eski halk, M.Ö. dönemlerde bugünkü Kazakistan topraklarında yaşamaktaydılar. Miladi dönemin başlangıç yıllarında ise Ala… Devamını oku..
  • Ural Han Destanı. Başkurtlar – Ural bölgesindeki Başkurdistan Cumhuriyetinin asıl nüfusunu oluşturan Rusya Federasyonunun Türk dili konuşan büyük bir halkıdır. ‘Ural-Batır’ destanı kubair isiml… Devamını oku..