Bir zamanlar çalıştığım gazetenin
servisiyle işime giderken, o gazetede henüz göreve başlamak üzere gittiğini
öğrendiğim benden on yaş kadar daha küçük yaşlarda bir arkadaşla karşılaştım.
Sonraki günlerde hem aynı yerde çalışmanın hem de her gün aynı servisle iş
yerimize gidip gelmenin oluşturduğu yakınlıkla samimiyetimiz günbegün artmıştı
ki; O’nun iyi bir yazar seviyesi tutturduğunu hem edebî, hem felsefi, hem de
sosyal konulu yazılarda başarılı olduğunu görmenin hazzını yaşamaya, ayrıca
yeni arkadaşımızın daimi okuyucusu olduğumun farkına varmaya başladım. O da
ayrıca yazdıklarımla ilgili bana güzel intibalar getiriyor, hattâ zaman zaman, “daha
sizlerden öğreneceğimiz çok şeyler var ağabey...” diyerek biz eskilere övgü ile
saygılarını gösterme yoluna giriyordu.
Ancak kısa bir zaman sonra gördüm ki;
o arkadaşımız, benim takibinde hassasiyet gösterdiğim bir yazar olmuş, tüm
çalışan ve okuyanlarının nazarında gün geçtikçe aranır ve adından hayli
bahsedilir duruma erişmişti. Birgün sabah servisinde yine gazeteye giderken
gazete Müdürümüz ve başyazarımız rahmetli Necdet Sevinç bu yeni arkadaşa
dönerek "Hadi Ahmet, bir şarkı söyle de dinleyelim. Enver Ağabey de
seni dinlesin" deyiverdi.
Rahmetli Necdet Bey’le eskiden beri
tanışıklığımız bulunduğundan, benim Musiki uğraşılarımı bilirdi. Ahmet hiç de
naz etmeden bir şarkıya başladı, sonuna kadar devamla, kusursuz bir solo
yapıverdi.
Arkadaşımızın kulağı çok sağlam, sesi
de gayet güzeldi. Bu işin oradaki en "yetkili bileni" olarak
tebrik ve taktirlerimi belirttim; ara sıra da bu servis seyahatlerinde benim de
şarkı söylediğim zamanlar olmuştu. Ancak Ahmet’ten sonra hep ondan dinlemeye
başladık.
Ben bir yıl kadar sonra, bir
anlaşmazlık nedeniyle gazeteden ayrılmıştım. Kısa bir zaman sonra da bir başka
gazetede göreve başladım. Ancak talihe bakın ki; bir hafta kadar sonra Necdet
Bey’le sevgili Ahmet de oraya taşındılar. Aynı kadroyu yeni yerimizde de
oluşturmanın hazzını yaşamaya başlamıştık ki; bir müddet sonra Ahmet’in
ayrılacağını ve de ayrıldığını duymanın üzüntüsünü yaşadık. Ancak bu gazeteci
Ahmet’in kimliği ile sonrasını yansıtacak satırlarım sakın sizi şaşırtmasın.
Zira kısa bir müddet sonra bu Ahmet’in "şarkıcılığa", Ses
Sanatçılığına başladığını görmenin şaşkınlığını ve sevincini de yaşamış olduk.
Bizim sevgili Ahmet artık kısa zamanda
sevilen, şöhretli ve kendine özgü şarkılar okuyan bir Ahmet Şafak oluvermiş.
Sevgili Ahmet, şimdilerde pek
duyulmuyor olsa da sanırım şöhreti dillerde söyleniyor, sesi kulaklarda
çınlayıp duruyordur.
Sevgili Ahmet Şafak, belki de kendini
öyle saydığı yaşlılık kategorisinin tadını çıkarırken, biz de O’nun çok
kıymetli bir makalesini, yazımızın sonuna almak istedik. Hayli
yararlanacağınızı umarak!
Sevgilerle... (Aksakal)
(DEVAMI VAR)