Önkuzu

 


Önkuzu hey! ... Önkuzu! ...

Önde gider Önkuzu...

Anası 'Dursun' demiş...

Durmaz... gider Önkuzu.

Kuzu yürür... kuzu yürür...

Önde Önkuzu yürür...

Kuzular meledikçe

Gönlüme sızı yürür! ...

Önkuzu hey! ... Önkuzu! ...

Önde gider Önkuzu...

Bu bayrak düşmez yere

Ölmedikçe son kuzu! ...

Dursun adı... Dursun adı...

O gitti, dursun adı.

Dillerde türkü olsun,

Yürekte vursun adı! ...

Kuzular koç olacak,

Toy, düğün, göç... olacak

Bu yıl ki kuzuların

Adları 'öç' olacak! ! !

 

Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu


Ertuğrul Dursun Önkuzu, Ankara Erkek Teknik Yüksek Öğretmen Okulu'nda eğitim görürken sol görüşlü öğrenciler tarafından işkence ile öldürülen ülkücü öğrencidir. Adına şiirler, türküler yazılmıştır. Yazar Emine Işınsu, "Sancı" adlı romanında Dursun Önkuzu'nun hayatını anlatmıştır. Vikipedi


.

Cenge Giderken

 


Ben bir Türk'üm; dinim, cinsim uludur;

Sinem, özüm ateş ile doludur.

İnsan olan vatanının kuludur.

Türk evladı evde durmaz giderim.

 

Muhammed'in kitabını kaldırtmam;

Osmancık'ın bayrağını aldırtmam;

Düşmanımı vatanıma saldırtmam.

Tanrı evi viran olmaz, giderim.

 

Bu topraklar ecdadımın ocağı;

Evim, köyüm hep bu yerin bucağı;

İşte vatan, işte Tanrı kucağı.

Ata yurdun, evlat bozmaz, giderim.

 

Tanrım şahit, duracağım sözümde;

Milletimin sevgileri özümde;

Vatanımdan başka şey yok gözümde.

Yâr yatağın düşman almaz, giderim.

 

Ak gömlekle gözyaşımı silerim;

Kara taşla bıçağımı bilerim;

Vatanım için yücelikler dilerim.

Bu dünyada kimse kalmaz, giderim.

 

Mehmet Emin Yurdakul

.

Mukaddes İhtilal

 


Karanlıkta gözlerim dikilmiş ufuklara,

Bir fırtına sesi var, bulutlar gökte dal dal,

Açmış doğu bağrını sökecek şafaklara,

Kop ey deli fırtına, râşeni gönlüme sal,

Ihtilâl istiyorum, mukaddes bir ihtilâl!..

 

Doğan güneşle kopsun bir akın velvelesi,

Görünsün kan köpüklü kısrakların yelesi,

Bitsin esir Türklüğün, bitsin artık çilesi,

Ne zincirli bir Kafkas, ne kan kusan bir Ural,

Ihtilâl istiyorum, mukaddes bir ihtilâl!..

 

Savrulsun ummanlara gövde, bacak, bilek, baş;

Yere geçsin Kremlin, kalmasın taş üstüne taş,

Hür İnsanlık uğruna başlasın kutlu savaş,

Vakit gelmiş ey zaman, bir ölüm şarkısı çal,

Ihtilâl istiyorum, mukaddes bir ihtilâl!.

 

 ALMAS YILDIRIM

.

İldırım Almaszade Azerbaycan Muhaciret Edebiyatı şairidir. 1930 yılında Sovyet idaresinde muhalif olması nedeniyle Dağıstan'a sürülmüş, burada kalması tehlikeli görülünce, Türkmenistan'a gönderilmiştir. Hayatı tehlikeye girince Türkiye'ye sığınmıştır. Vikipedi


.

TURAN DUASI

            



         Seni, acundan yüce tek ‘var’ saymışım Tanrı’m

Göğe değen başımı, yere eğmişim Tanrı’m

Ve gönlümde yanına çiçek koymuşum Tanrı’m

Bu sevgiyi sen verdin, bu da benim nazımdır

Korkak kullarca değil, erkekçe niyazımdır

 

Ey Tanrı’m, yüce Tanrı’m

Kat, gücü güce Tanrı’m

Bölük bölük bölündük

Sonumuz nice Tanrı’m

 

Sensin derdi yaratan, derman olan yine sen

Sensin Türk’ü yaratan, ayrı kılan yine sen

Yüce dağlar birleşir, eğer ki sen ‘ol’ desen

Dilersen kes hakkımı ekmeğimden, suyumdan

Bu birlik, varlık demek esirgeme soyumdan

 

 

 

Kapına durdum Tanrı’m

Yere diz vurdum Tanrı’m

Çek şu kızıl perdeyi

Bir olsun yurdum Tanrı’m

 

Tanrı’m, şerefim için, namusum, dinim için

Şerefsize bilenen şerefli kinim için

‘Ben’ dedim ya, andolsun, sanma ki benim için

Ahlaksız çarklar için, saklanmaz farklar için

Şu çakal insancıklar, şu bozkurt Türkler için

 

Açtım elimi Tanrı’m

Çözdüm dilimi Tanrı’m

Kabul et bu duamı

Arz-ı halimi Tanrı’m

 

Bir gece, ağlar gibi kurtlar uludu dağdan

Gözlerime kan değdi, dokuz yaralı tuğdan

Bir türkü, bir de ağıt kopardım eski çağdan

Türküm umudum olsun, ağıdım yaram olsun

Türküsüz ve ağıtsız gün bana haram olsun

 

Bu acı beter Tanrı’m

Sanmam ki biter Tanrı’m

Belki benden artar da

Neslime yeter Tanrı’m

 

Bizi zulme bileyen bu kutlu güç senindir

Haklı ve yiğit kılan terefli taç senindir

Türk olmaksa suçumuz, bu soylu suç senindir

Sanma ki bu sorgudur, sen Tanrı’sın, ben kulum

Sen sabırda zenginsin, bense işte yoksulum

 

Dört yanım soru, Tanrı’m

Hepsi en zoru Tanrı’m

Soruların zorundan

Soyumu koru Tanrı’m

 

Sen Tanrı değil misin, adını yargılatma

Sana Tanrı deyince, dinimi sorgulatma

Ya adam et bunları, ya beraber yaşatma

Kanı bozuk olanlar ‘Türk’üm’ diyemesinler

Ve Türk’ün dik başını yere eğemesinler

 

Gökçek Tanrı’m, gök Tanrı’m

Sevgisi büyük Tanrı’m

İti kurda baş kılma

Bu ne ağır yük Tanrı’m

 

Şimdi beni ezenler, demek soyumu bilmez

Bozgunun ardındaki mutlak toyumu bilmez

Demek beni bilir de, deli huyumu bilmez

Çin’de kırkbir çeriyle ihtilal yapan kimdi?

Peki o uslanmaz kan hangi bedende şimdi?

 

Şükür ki bende, Tanrı’m

‘Niçin’i, sende Tanrı’m

Bugünü de kutlu kıl

Gözlerim dünde Tanrı’m

 

Türkiye benim yurdum, canım kurban bu yurda

Fakat bir dağ az gelir mayası hür bozkurda

Kıralım şu zenciri artık ferman buyur da

Sınırları bozalım, yeni baştan çizelim

Kendi toprağımızda hesapsızca gezelim

 

Bir ferman buyur Tanrı’m

Dünyaya duyur Tanrı’m

Türk’ü Türk’e kavuştur

Var beni ayır Tanrı’m

Çünkü o gün her ölen

Sadece uyur Tanrı’m

 

 Ali KINIK

.

ERGENEKON’DAN ÇIKIŞ

 


 #AliKINIK

Bir kurt görün bu gece, rüyanız parçalansın

Bir kutsal ışık görün, riyanız parçalansın

Bir bozkurt pençesiyle mayanız parçalansın

 

Beni görün bu gece, bir kurt görün, bir beni

Bize artık susmak yok, bir kurt vurun, bir beni…

 

Elin ekmeğiyle yaşayan kurt kahrolsun

Boynunda tasma izi taşıyan kurt kahrolsun

Kar yağmış dağlarına, üşüyen kurt kahrolsun

 

Kahrolsun kurt postunu giyen yalancı kuzu

Dağıtanlar kahrolsun, kurt sesli ordumuzu

 

Ne düşlerimiz vardı, bir karayel savurdu

Deli taylarımızı hain oklar devirdi

Yoksa, hata yaptık da, Tanrı mı yüz çevirdi

 

Ey kurt soylu milletim, ey Tanrı’nın kırbacı!

Bu düzene kanmayın, andolsun ki yalancı!

 

Kaç kere kuşatıldım, dara düştü umudum

Bayrak gibi devrildi, yere düştü umudum

Tanrı’ya dua ettim, kurtlar gibi uludum

 

Dedim, bu hüsran artık sonuncu olsun, en son

Dayanacak sabrım yok, yüreğim Ergenekon

 

Hani, Çinli katuna kanan Kağan, vardı ya?

Hani, şehzadeleri bir bir boğan, vardı ya?

Ve tek kalıp, sütünü kurtla sağan, vardı ya?

 

Bu destanda ben kimim, siz kimsiniz, a beyler?

O susuş neler saklar, bu feryat neler söyler?

 

Bir gün, yerin üstüne gece örtüldüğünde

Binlerce tutsak bozkurt ipten kurtulduğunda

Mahşeri çığlıklarla gökler yırtıldığında

 

Bu, bizim dönüşümüz, destanımız olacak

Doğmamış çocuklara, şerefimiz kalacak

 

Ey, öz çocukların boynunu sıkan düzen!

Hak kırbacıyla halkın canını yakan düzen

Devşirme dervişlere tekke bırakan düzen

 

Her hesabın bir tersi, her zulmün süresi var

Bir tilki hükmü varsa, bir de kurt töresi var

Bir Bozkurt Töresi var

 

 Ali KINIK


.

MÖ 53 Yılında Yapılan Türk Kurultayı

 

#Türk Tarihi, #Türk

Üç büyük kıta üzerinde yaklaşık On bin yıldan beri mevcudiyetini günümüze kadar devam ettirerek ayakta kalmasını bilen Türk milleti, şanlı mazisinde birçok devlet kurmuş ve sayısız adil, cesur ve bilge devlet adamları yetiştirmiştir. Tarih sayfaları, bu Türk devlet adamı ve hükümdarlarının önce kendi ülkelerini, sonra da dünyayı töre hükümlerine göre yönetme ülküsünün mücadelesi için yapılan icraatlarıyla doludur. 

Tarihî kaynaklara göre, ne zaman kurulduğu bilinmeyen ancak kesin tarihi M.Ö. IV. asırdan itibaren takip etmek mümkün olan Asya Hun İmparatorluğu, yazılı kaynaklara göre Türk devletler zincirinin ilk halkası olarak kabul edilmektedir. Bu Türk devletinin ilk hükümdarı da T’u-man’dır. T’uman’dan sonra M.Ö. 209 tarihinde Mete tahta çıkmıştır. Devlet teşkilâtını ve ordu düzenini yeniden oluşturmuştur. Tarihteki 10'luk askeri sistemi bulan ve uygulayan büyük Türk'tür. Hunları büyük bir devlet hâline getirdikten sonra M.Ö. 174’te ölmüş yerine oğlu Ki-ok, bundan sonra Hun tahtına oğlu Chün-ch’en (Kün-çin) geçmiştir. Bu dönemde ülke zayıflamış, Çin, Hun devletini yıkmaya yönelik olumsuz propagandayı hızlandırmıştır. Böylece Hunlar hızla çökmeye yüz tutmuşlardır. 

M.Ö. 56 yılında yalnızca Türk ve Asya tarihi için değil, belki de bütün dünya tarihi için de ağırlık taşıyan büyük hâdiselerin eşiğine gelinmişti. M.Ö. 60 yılında Hun hakanı ölünce oğulları önce tahttan uzaklaştırılmışsa da, bir müddet sonra taht, ölen hakanın küçük oğlu Ho-Han-yeh Hana kalmıştı. Çıkan karışıklıklar sırasında büyük kardeşi Çi-çi (Chih Chih, Küçük Yabgu bkz. Saadettin Gömeç, Türk Tarihinin Kahramanları 2) Han, rütbe ve unvanlarını kaybetti. Hakan, ağabeysine Sol Bilge eligliği (prensliği) makamını verdi. Fakat bir süre sonra Çi-çi kendisini Tanhu (Shanyü-Hakan) ilân ederek, kardeşine saldırdı. Ho-Hon-yeh yenilince askerlerini alarak kaçtı. 

Ho-han-yeh, ağabeyi Çi-çi tarafından yenilince, bütün gücü ile çevresini kaybetti. Anlaşıldığına göre Ho-Han-yeh kardeşine yenilince, bazı Hun prensleri ona, “Çine bağlanmasını” öğütlemişlerdi. Bunun üzerine Ho-Han-yeh, devletin ileri gelenlerini toplamış ve onların görüşünü öğrenmek istemiştir. Prof. Dr. Bahaeddin Ögel’e göre “Hun büyüklerinin Ho-han-yeh’e verdikleri cevap, yalnızca Hun tarihinin ve bütün Türk tarihi ile dünya tarihinin de, en büyük ibret vesikasından biridir”. Vesika Hun Türklerinin devlet ve millet anlayışlarını gösteren çok önemli bir metindir. Ho-han-yeh’in aldığı cevap çok sert olmuştur. Bu cevap bugünkü Türk âlemi için de büyük bir değer taşımaktadır. Kurultayda konuşulan sözler, Türk kavmi ile Türk tarihini yücelten, ana prensipler ve düşüncelerdir. 

“Hun hakanı Ho-han-yeh (büyük kardeşi Çi-çi) tarafından yenilince, kendi çevresinde bulunan bir Hun prensi, Hakana Çin’e bağlanmasını öğütledi. Çin sarayına giderek, ziyaret etmesini ve onlara hizmet ederek, yardım dilenmesini, Hunların ancak böylece rahata kavuşabileceklerini söyledi. 

Bunun üzerine Ho-han-yeh Han, devletin ileri gelenlerini topladı (ve Çin’e bağlanma konusunda, onların da görüşlerini) sordu. Devletin ileri gelenleri şöyle dediler: 

– Bu olamaz! Hunların gelenekleri, cesaretleri ve güçlülüğü, kök ve temel olarak bir üstünlük, (ve bir onur meselesi olarak kabul eder)! başkasına bağlanıp, ona hizmet etmek ise aşağılıktır! (Hunlar), at üzerinde savaş verme yolu ile devleti derlemiş ve kurmuşlardır. (Hunlar, Çin’in dışında kalan) yüzlerce kavim arasında, ünlerini böyle yaparak kazanmışlardır. Savaşmak ve ölmek, “ancak cesur yiğitler ile savaşçılara göre bir iş ve bir vazifedir”! Şimdi nasıl böyle yapabiliriz? Ölünceye kadar savaşmaya hazır yiğitler, bizde her zaman bulunur. Şimdi (devletimiz içinde) büyük ve küçük kardeşler, devleti ele geçirmek için uğraşıyorlardı (Devleti ele geçirmeyi), büyük kardeş yapamazsa, küçük kardeş başarabilir. (O) öldükten sonra ise bize, onun şerefi ve ünü kalır. Onun torunları ise, daima devletin başında kalarak, (devleti idare ederler).

– Çin gerçi bugün bizden güçlüdür. Fakat Hunları kendisine bağlayıp, diz çöktüremez. Buna rağmen siz, atalarımızın eski devlet ve idare prensiplerini unutarak ve Çin’e bağlanarak onlara hizmet edelim, diyorsunuz! Bize ta atalarımızdan gelen (devlet) idaresi ile yol ve yöntemlerini, niçin bozalım? Çin’e bağlanarak, Çin’e niçin hizmet edelim? Bazı eski Hun hakanlarına kızdığımızdan dolayı, gülünç olalım? Biz, dirlik ve düzenimizi belki bu yolla (bir süre) kurabiliriz. Fakat yüzlerce kavim üzerindeki üstünlüğümüzü yeniden nasıl kuracağız?”  

Bunun üzerine (Çin’e bağlanmayı öğütleyen) Hun prensi ise şöyle konuştu: 

“- Bu doğru değildir! (Bir devletin) güçlü veya güçsüz olması, zamanla değişir. Çin şimdi, en güçlü çağındadır. (Türkistan’daki) Wusunlar ile şehir devletlerinin hepsi, Çin’e bağlanmışlardır. Onlar âdeta, Çin’in bir cariyesi gibi oldular. Tsüti-hou Han’dan beri Hunlar (M.Ö. 101-96), her gün bir yurt parçasını kaybediyor. Bunları yeniden elde edemeyiz. Bu durumda, kuvvete boyun eğmek zorundayız. Yoksa bir gün bile rahat yüzü göremeyiz. Eğer şimdi Çin’e bağlanıp, hizmet edersek, dirlik ve barış buluruz. Yoksa tehlike içinde kalır ve yok oluruz. Bundan daha iyi bir şey yapabilir miyiz?”.

 

Bütün devlet büyükleri bu meseleyi uzun uzun tartışlar. Fakat Ho-han-yeh Han kendisi, bu öğüdü kabul ederek halkını alıp güneye yürüdü. Çin seddine kadar gitti ve oğlunu Çin sarayında hizmete girmesi için gönderdi.

 

Ho-han-yeh, Çin’e gidince yerine geçen Çi-çi, halkın içinde sonsuz bir “Hun olma gururu” ile mücadeleye başladı. İlk anda Orta Asya’daki üç büyük kavmi yenerek onları kendine bağlamıştı. O, Motun (Bagatur-Mete)’un başkentinde oturarak gerçek ve büyük bir Hun İmparatoru olduğunu göstermiştir. Ancak Çin ile anlaşan kardeşi gittikçe güçlenmeye başlamış ve kendisi için büyük bir tehlike hâline gelmişti. Esasen bu sıralarda Çi-çi de güçlüydü. Batı Türkistan sınırına kadar birkaç kez akın yapmıştı ve onu daha çok ilgilendiren saha da burası idi. M.Ö. 49 yılından sonra Çi-çi âdeta ikinci bir Motun gibi davranmış ve onun gibi hareket etmeye başlamıştı. Kuzeyde Kırgızları hâkimiyeti altına aldıktan sonra -belki de- Çin ile anlaşan kardeşinden de gelecek tehlikeyi sezdiğinden dolayı hemen burada bir “otağ yeri” yaptırmıştır.

 

Hun Hakanının güçlenmesi üzerine “Türkü Türk’e kırdırmak” şeklinde özetlenebilen geleneksel Çin politikası işlemeye başlamıştır. Çi-çi’ye karşı Ho-han-yeh’e yardım etmeye başlayan Çinliler, günden güne bu yardım miktarını artırmışlardır. Nihayet M.Ö. 44 yılında Çi-çi’nin kendisine gelen Çin elçilerini öldürmesi üzerine, Çin imparatoru Ho-han-yeh ile bir anlaşma yaptı. Kısaca ifade etmek gerekirse iki taraftan bir saldırıya uğrayacak olursa diğerinin yardımda bulunması kararlaştırılmıştı. 

 

Aslında bu sırada Çin’e sığınmış olan Hun kütleleri de kuzeye dönmek istiyorlardı. Çi-çi ise, elçilerini öldürmüş olması sebebiyle Çinlilerin üzerine ordu göndereceklerine inanıyordu. Halbuki Çinliler kendilerini tehlikeye atmadan bu işi Ho-han-yeh’e yaptırdılar. Onu kuvvetleriyle destekleyerek Orhun bölgesini yeniden ele geçirmesini sağladılar. Bunun üzerine Çi-çi, daha önce otağ yeri kurmuş olduğu Kırgız ülkesine çekildi. Bu arada Batı Türkistan kralı ile, Tanrı Dağlarının batı kesimlerini elinde bulunduran Wusun beyi arasında bir anlaşmazlık çıkmıştı. Batı Türkistan kralı bir elçi göndererek, Çi-çi Han’dan yardım istedi. Bu istek üzerine o da ordusunu alarak Orhun’dan Batı Türkistan’a doğru yola çıktı. Fakat yolda çok büyük bir soğuk oldu. Askerlerin çoğu öldü ve Batı Türkistan sınırlarına ancak üç bin kişi ile ulaşabildi ve taarruz ederek Wusunları yendi. Böylece Batı Türkistan’ı da eline geçirdi. O, bu bölgeden başka İran, Afganistan ve Hindistan’ı ele geçirmeyi plânlıyordu.

 

Bu sırada Çinliler, öldürülen elçilerinin cesetlerini aramak için Çi-çi Han’ın yanına üç elçi gönderdiler. Çi-çi, Çin elçilerini azarladı ve imparatorun kendisine gönderdiği mektubu kabul etmedi. Bunun üzerine Çin sarayında bir plân yapıldı. Çin ordusu Hunlardan da kırk bin kişilik bir ordu alarak Çi-çi Han’ın surlarla çevirttiği başkentine kadar ilerlediler. Türk hakanı kaleyi savunmaya girişti. Son olarak Çi-çi “Boyun eğmeyeceğiz. Çünkü bu şan ve şerefle yaşamış olan ecdadımıza karşı yapılması mümkün ihanetlerin en büyüğüdür. Atalarımız, bizlere geniş ülkelerle birlikte hürriyet ve istiklâli de emanet ettiler. Savaşçı ve süvari hayatımız sayesinde yabancıları titreten bir millet olduk. Korumakla vazifeli bulunduğumuz bütün bu emanetleri adi bir ömür uğruna fedâ edemeyiz. Hepimizin bildiği gibi savaşta erlerin kaderi ölümdür. Biz ölsek de kahramanlığımızın şanı yaşayacak. Çocuklarımız ve torunlarımız diğer kavimlerin efendisi olacaktır”. Kale savunmasına alışık olmayan Hunlar neticede yenilgiye uğramışlardır. Yapılan savaşta başta hakan olmak üzere veilaht, hatunlar ve saray memurlarının hepsi hayatlarını kaybetmişlerdir.

 

Çi-çi’nin ölmeden önceki gerçekleştirmek istediği hedef, yalnızca batıda bir “Batı Hun Devleti” kurmak değil, güçlendikten sonra Orhun’a hücum ederek “Orhun’dan başlayıp, İran ve Volga kıyılarını da içene alan büyük bir Hun İmparatorluğu” tesis etmekti. Fakat tedbirsizliği, yerleşik hayata geçişi, Hunların binlerce yıllık askerlik taktiklerini bırakarak kale savunmasına girmiş olması, yerli halkı taklit ederek yay birlikleri kurması ve her şeyden önce büyük Hun kütlelerinden uzakta bulunması, O’na lâyık olmadığı bu acı sonu hazırlamıştır.

 

M.Ö. 39 yıllarında batının bereketli vadileri arasında geçen böyle trajediye rağmen bu dâvâ, bitmiş sayılmazdı. Bilâkis Çi-çi Han, “Batı yolunu açmış ve öğretmiş olması” ile arkasındaki kendi kavmine örnek olmuş ve onlara yol göstermiştir. Türklük âlemi Attila’yı Selçuk Bey’i ve hattâ Anadolu’nun Türk vatanı olmasını Çi-çi ve Hunlarına borçludur. Ayrıca Büyük Hun İmparatorluğu tarihinin bu kısmı bugünde bize örnek olmalıdır. Çünkü Prof. Dr. Abdulkadir Donuk’un ifadesiyle, Çi-çi, Mo-tun’dan aldığı yüksek seciye ile beraber “Dünya tarihinde milliyetçiliği devlet politikasına temel sayan ilk devlet adamı” olmak şeref ve sıfatını taşıması da biz torunlarına gurur vermektedir. Hun büyüklerinin söylediği gibi, “Hakanlar ölür, fakat torunları, onların bıraktıkları ün ve hizmetin izi üzerinde yeni devletler kurup devam ettirirler.”

 

 Ahmet TOKSOY

Yazı Kaynağı: Orkun Dergisi Sayı: 54 Ağustos-2002