Hazar Türkleri Musevi Değil Müslüman’dı / Prof. Dr. Zekeriya KİTAPÇI

Hazarların Müslümanlığı ve Zorba Yahudi Tarihçileri*

Hazarlar; İslam Dini ve Hz. Peygamberin insanlığın ufkunda bir
hidayet güneşi olarak doğduğu asırlarda, İran ve Bizans gibi o devirlerin en güçlü Türk Devletlerinden biri idi. Bu yönleri iledir ki, tıpkı İran ve Bizans devleti gibi, Hazarlar da Cahiliye devri Arap şiirler ve darb-ı mesellerine konu olmuşlar, Hz. Peygamber’in birçok hadisleri ve Kuran-ı Kerim mesela; er-Rum suresinin ilk ayetlerinin de asıl muhatabı olmuşlardır. Hazarlar da, diğer birçok Türk Kavimleri gibi Türkistan ve Turan Yurdunda ayağa kalkmış en büyük Türk kavimlerinden biridir.

Prof. Dr. Zekeriya KİTAPÇI**

Birçok Türk kavimleri gibi onlar da: Hz. Peygamberin muasırı olan Göktürk Devleti’nin yıkılmasından sonra, batıya yönelmişler ve miladi, IV. asırda bugünkü Kafkas yurtlarına inmişler ve buraların uzun asırlar kartal bekçileri olmuşlardır. İslam hidayet güneşinin ilahi ışıklan bu topraklan hem de en erken devirlerde Kafkas yurtları üzerine doğduktan sonra, Karadeniz’in Kuzey bölgelerine yerleşen diğer birçok Türk kavimleri gibi mesela Bulgarlar, Kıpçaklar, Başkurt’lar gibi Hazar Türkleri de büyük çoğunlukla Müslüman olmuşlar ve Mavera-yı Kafkasya dediğimiz bu geniş coğrafî bölgelerde, ilk İslam Devletinin de temelini atmışlardır. Bu manada ne ilginçtir ki Hazarlar İslam dinini ilk önce kabul eden Türk kavimlerinden biri oldukları gibi, İlk Türk İslam Devletinin de temelini atmışlardır.

Ancak şunu da ifade edelim ki, Hazarların Müslüman olmaları ve daha sonra büyük kitleler halinde Allah’ın hidayetine koşmaları şerefi, Emeviler Devrinin çok değerli komutanlarından biri olan Mervan b. Muhammad’e aittir. Bu büyük ve liyakatli Arap Komutanı her şeyden önce kuvvetli imam, üstün aklî dehası, Hazar Türk Hakanlığı ile kurduğu sıcak ve samimi ilişkiler ve onlara karşı gösterdiği büyük dini hoşgörü ve hele, hele onlara karşı uyguladığı üstün devlet politikası sayesinde, Hazar Türk Hakanlığı, büyük bir gönül coşkusu ile İslam Dinini kabul etmekle kalmamış, aynı zamanda da Emevi Devleti’nin, Kafkaslarda çok güçlü bir müttefiki olmuşlardır. Böylece İslam hidayetinin Orta Avrupa ve Kuzey Türk kavimleri arasına giden hidayet yolu bu en erken devirlerden itibaren açıldığı gibi, bundan daha da önemlisi, Kuzey İpek Yolu’ndan yararlanarak Türkistan’a yönelen ve buralarda Hıristiyanlığı yaymak isteyen, Hıristiyan misyonerlerine karşı, bu yol da kapanmış oluyordu. Bunun; İslam ve Türkistan Türklüğü hayrına çok büyük yararlar sağladığı da hiçbir zaman unutulmamalıdır.

Ancak bizlerin milli ve İslami gururumuzu okşayan bu güzel ve tarihi tespitlerimize rağmen Hazar Türkleri’nin Müslümanlığının hala inadına ümitsiz ve talihsiz bir yönü daha vardır. O da; Hazarların, hem de İslam’ın en erken devirlerinde Müslüman olmaları, Kafkaslarda Türk İslam Devletini kurma çabaları ve hele, hele onların Emevi ve Abbasi Halifeleri ile sosyal ve ticari ilişkilerini geliştirmiş olmalarına rağmen, onların samimi bir şekilde Müslüman oldukları, İslam Dininin Hazar yurtlarında köklü bir din haline geldiğinin hala bir türlü kabul edilmemiş olmasıdır. Neylersiniz ki onların Müslüman olmaları, bir kısım nasipsiz yazar ve tarihçiler özellikle, Yahudi ilim adamları tarafından hiçbir zaman kabul edilmemiş ve bütün bu hayırlı gelişmelerin hepsi kör bir teasup ve inat uğruna göz ardı edilmiştir ki, bu Hazar Türklerine karşı yapılmış çok büyük bir haksızlık olmalıdır. Bu yazar ve tarihçilerin hemen hepsi ne yazık ki, Hazar Türklerinin hem de külli manada Müslüman olmaları ve çok samimi bir şekilde İslam hidayetine koşmalarını hiçbir zaman ciddiye almadıkları gibi, bunun tam aksine, Hazarların Museviliği kabul ettikleri, bundan daha da acısı onların ırki manada asimile oldukları, yani tamamen Yahudileştikleri hususunda ortaya attıkları korkunç iddialardır ki bundan bir insanın şaşırıp kalmaması mümkün değildir. Yahudi zekâsının bu korkunç manipülasyonu burada da kendini göstermiş ve bizleri çok büyük bir hayret ve dehşet içinde bırakmıştır.

Ne var ki Yahudi tarihçi ve ilim adamlarının, şimdilik bu asılsız iddia ve propagandalarında büyük ölçüde başarılı oldukları görülmektedir. Fakat bu düpedüz tarihi gerçekleri saptırmak, bundan da öte ak yüzlü, ak sakallı İslam Tarihi ve onun manevi varlığını bir yalancı şahit yerine koymaktır ki, bunun şüphesiz insanlığın güzel meziyetleri, ilim ahlak ve şerefi ile bağdaştırmamız mümkün değildir ve Hazar Türklerine yapılmış çok büyük bir haksızlıktır. Ne yazık ki, birçok yabancı ilim adamları yanı sıra, bizim “Batı şablonlu” dediğimiz bir kısım Türk Tarihçilerinin büyük bir çoğunluğu da aslı esası olmayan bu Yahudi asıllı görüşlere katılmışlar ve Hazar Türklerini gözleri bağlı olarak bu Yahudi propaganda ve hegemonyasına teslim etmede adeta birbirleri ile yanşa girmişlerdir ki, doğrusu bu çok büyük bir tarih sefaleti ve ayıbıdır.

Mamafih buraya kadar yaptığımız bütün bu açıklamalardan sonra karşımıza Önemli bazı sorular çıkmaktadır. Müslüman Arapların Hazar Türkleri ile olan ilişkilerinin tarihi geçmişi nerelere kadar uzanmaktadır? Hazar Türkleri nasıl Müslüman olmuşlar ve bu büyük hizmette asıl kimlerin emeği geçmiştir? Hazar Türkleri’nin, Museviliği, kabul etmeleri ve bundan da öte tamamen asimile oldukları yani Yahudileştirildikleri doğru mudur? Bu soruları tarih objektifinde değerlendirme ve gönülleri tatmin edecek bir cevap vermeden önce, Hazar Türkleri ve onların İslam ve insanlık tarihindeki önemini anlamamız mümkün değildir.

Image resized to : 83 % of its original size [ 600 x 347 ]
Resim

Gerçekte Müslüman Arapların, Maveray-ı Kafkas ve Hazar Türkleri ile sosyal ve ticari münasebetlerinin kökü ta cahiliye devirlerine kadar gitmektedir. Bunun sebebi, Kuzey Arabistan Ticaret yolunun Kafkasların gerisi yani Don ve Volga nehirleri yataklarına ulaşması ve tacir Arapları en erken devirlerden beri bu nimetlerden yararlanmaları ve bu vesile ile Hazar, Bulgar Türkleri ve İskandinavya ülkeleri ile İslami devirlerden çok daha önceleri çok güzel sosyal ve ticari münasebetler içinde olmalarıdır. İslam Tarih ve Coğrafyacılarının sık, sık kullandıkları “es-Sakalibe” kelimesi işte, bu kuzey ticaretinden kalan ve günümüze kadar gelen en güzel ticari deyimlerden biridir. Bu bakımdan Hazarlar; Müslüman Arapların hem cahiliye ve hem de İslami devirlerde en çok ve en iyi tanıdığı kavimlerden biri olmuşlardır. Bu erken devir ilişkileri cahiliye devrinden beri birçok şiir ve darb-ı mesellere konu olduğu gibi, hatta Hz. Peygamberin birçok hadislerine de konu olmuştur ki, bu başlı basma yeni ve çok güzel bir araştırma konusudur.

Image resized to : 83 % of its original size [ 600 x 281 ]
Resim

Image resized to : 83 % of its original size [ 600 x 464 ]
Resim

İslami devirlere gelince hemen şu hakikati bir kere daha ifade edelim ki, Türkler ve özellikle Hazar Türkleri, İslam dini ile en erken devirlerde yani Hz. Peygamber devri ve bir Saadet Asrında tanışan en şanslı milletlerden biridir. Bundan maksadımız Sahabe denilen ve bir ucu yedi kat göklerin derinliklerinden kopup gelen ilahi zincirin, birçok altın halkalarının Türklerden oluşması ve Türk asıllı birçok sahabe ve tabilerin bulunmasıdır. Ne var ki Türklerin büyük kütleler halinde Müslüman olmaları ve bu iman hakimiyeti mücadelesinde yer almaları, Müslüman Arapların özellikle Hz. Ömer (634-644) devrinde, Iran ve Kafkasya yani Hazar Türklerine karşı yaptıkları cihad ve bu cephelerde kazandıkları parlak zaferlerle mümkün olmuştur. Zira yeni bir imani coşku ile başlatılan bu fetih ve cihad hareketi ile İslam hidayetinin Türk yurtlarına giden ilahi yol açılmış ve daha sonraları bu yolun şerefli yolcuları ve İslam’a gönül vermiş birçok ulu kişi ve Tanrı kullarının tebliğ ve irşadları sonucu İslam dini Türkler arasında yayılmış ve Türkler bu ilk Sahabe ve tabiin asrında hem de büyük bir çoğunlukla Müslüman olmuşlardır.

Bu hipotez, şüphesiz Türkistan ve Turan Yurtlarında yaşayan Türk boyları kadar, Kafkaslar, Karadeniz’in kuzey bölgeleri Don ve Volga nehir boylan, Hazar Denizi ve Ural gölü çevresinde yaşayan Türk kavimleri yani Hazarlar, Bulgarlar, Başkurtlar, Harzemler, Oğuzlar, Kıpçaklar ve Peçenekler için de geçerlidir. Evet Arabistan çölünün derinliklerinden bir fırtına gibi kopup gelen ve bir çoğu da sahabe olan yeni iman mücahitleri Hz. Ömer devrinde bir taraftan İran ve Turan yurduna yol alırken diğer taraftar Derbent, Demir Kapı’dan geçerek Kafkasya’ya dalmışlar ve buraların kartal bekçileri olan Hazar Türkleri ile karşı karşıya gelmişlerdir. Bu bir manada hazarların ilk defa İslam dini ile tanışmaları idi. Zira Müslüman Araplar, buralara gelirken beraberlerinde İslam dini ile gelmiş bulunuyorlardı.

Her ne kadar Müslüman Arapların, Kafkasya ve Hazar Türkleri ile ilk fiili münasebetleri Hz. Ömer devrinde başlamış ise de bu münasebetlerin Hazarlar arasında İslam dininin yayılması hususunda fazla bir etkisi olmadığı görülmektedir. Zira Hz. Ömer devrinde başlayan ve Emeviler’in çok değerli halifesi Hişam b. Abdülmelik (724-743) devrine kadar devam eden bu münasebetler, bir kan ve ateş kasırgası haline gelmiş, her iki taraftan onbinlerce insan telef olmuş ve başta Abdurrahman b. Rabia el-Bahili olmak üzere pek çok sahabe bu topraklarda şehit olmuşlardır. Bu devirler, daha ziyade bu iki kavmin birbirleri ile bir manada tanışma devridir ki, bu tanışma devrinin her iki taraf içinde bedeli çok ağır olmuştur.

Bu devirleri değerlendirmek esasen bizim bu çok sınırlı olan tebliğimizin asıl konusu da değildir.

Bu arada şunu da ifade edelim ki, Hişam b. Abdülmelik’in Türklerin Müslüman olmaları için hayırla yad etmemiz gereken öyle güzel teşebbüsleri vardır ki, bunları takdir etmek her şeyden önce Türk Tarihçileri için de bir vebal ve bir minnet borcudur. Zira Türkistan Arap Fetihleri dolayısıyla kendisini çok yakından tanıdığımız bu büyük Emevi Halifesi; askeri fetihleri, harp ganimetleri ile devlet hazinesini doldurmak, cizye ve haraç gibi vergilerle devlet gelirlerini artırmak maksadıyla yapılan bir harekat olmaktan çıkarmak istemiş ve asıl gayenin yerli halk yani Türkler arasında İslam dininin yayılması gerçeğini savunmuştur. Hatta Hişam, bu gayesini gerçekleştirmek için çağdaş Türkeş Hakanı Sulu Hana bir elçilik heyeti göndermiş ve onu İslam dinini kabul etmeye çağırmıştır ki bu Ulu Türkistan Türk İslam tarihinin en önemli olaylarından biridir.

Biz sonradan öğreniyoruz ki, Hişam aynı şeyleri, Hazar Hakanı ve Hazar Türkleri içinde düşünmüş ve bunda çok daha başarılı olmuştur. Zira bu büyük Emevi Halifesi; Hazarlarla Müslüman Araplar arasında yarım asırdan fazla bir zamandır devam eden ve kansere dönüşmüş olan bu harplere artık bir son verilmesi ve İslam hidayet güneşinin bu topraklar üzerine yeni bir ilahi rahmet ve mağfiret olarak doğmasını, Hazar Hakanın da mutlaka ama, mutlak manada Müslüman olmasını istiyordu.

Nitekim, O, Mervan b. Muhammedi: Hazar yurtlarında ki bu kanlı trajediye bir son vermek üzere çok büyük bir ordunun başında çok değerli bir komutan olarak gönderirken de ona, aynı şeyleri söylemiş ve askeri zaferini İslam Dini ile taçlandırmasını istemiştir. Bundan maksat şüphesiz Hazar Hakanının bir yolunu bulup mutlaka İslam dinine girmesinin sağlanması idi.

Cenab-ı Hakkın şu güzel takdirine bakınız ki, olaylar bu büyük Halifenin öngördüğü doğrultuda gelişmiştir. Zira yeni bir azim, irade ve iman gücü ile, çok iyi hazırlanmış bir ordunun başında Hazar yurtlarına giren Mervan b. Muhammed ve onun ordusunun karşısında hiçbir Hazar ordusunun dayanması mümkün değildi. Nitekim öyle de olmuştur. Zira Müslüman Fatihi durdurmak için gönderilen Hazar ordusunun büyük bir kısmı kılınçtan geçirildiği gibi, yine çok büyük bir kısmı da esir edilmiştir. Bu esir edilenler arasında Hazar ordusu baş komutam Hazar Tarkan ve büyük Hazar aristokratları da vardı. Böylece, Müslüman Fatihe, Hazar Hakanlığının başkenti olan Etil şehrine giden yol da açılmış oluyordu. Hazar Türk Hakanlığı, uzun tarihi seyri içinde hiçbir zaman böylesine ağır bir mağlubiyet acısı asla tatmamıştı. Bu bakımdan Hazar Hakanı için, Müslüman Fatihle anlaşmak ve onunla her hal-ü karda bir barış anlaşması yapmaktan başka çare kalmamıştı. Ayrıca O, Müslüman Fatihe harp tazminatı olarak ne isterse onu vermeye de hazırdı.

Ne ilginçtir ki Müslüman Fatih bu maksat için gelen Hazar Elçisini dikkatle dinledikten sonra, son derece samimi bir üslupla konuşmuş, hazineler vadeden servetten bahsetmemiş, sadece Müslüman olmasını istemiş ve Allahın hidayetim kabul etmeye çağırmıştır ki, bu İslam dini adına bütün Müslümanların gurur duyması gereken bir olaydır. Mamafih bu yönde yapılan uzun müzakerelerin münakaşası bir yana, Hazar Hakanı Müslüman olmakla kalmamış ve Müslüman Fatihi tam bir İslam kardeşliği ile kucaklamıştır.

Image resized to : 62 % of its original size [ 800 x 435 ]
Resim

Emeviler devrinde bunun bir başka örneğini, bir başka kavim ve bir başka coğrafya da bulmamız mümkün değildir. Böylece İslam dini Kafkasya da Hıristiyanlık ve Museviliği karşı sessiz sedasız çok büyük ve parlak bir zafer kazanmış oluyordu.

Evet Hazar Hakanının İslami Fetihler sırasında Müslüman olması ve Mervan b. Muhammed tarafından tekrar Hazarların başına “Hakan” olarak tayin edilmesi şüphesiz İslam dininin, Hazar Türkleri arasında yayılmasında çok önemli ve olumlu bir merhale olmuştur. Asıl bundan sonradır ki, İslam Dini için, Kafkasya ve Hazar yurtlarında yeni bir altın devir başlamıştır. Zira Türk Hakanının Müslüman olması ile; Hazar Türkleri için Allahın hidayetine giden bütün yollar açılmış ve başta Hazar Hakanı olmak üzere saray halkı, hakanın yalan çevresi, Hazar aristokratları ve yerli halktan İslam dinine karşı bir koşuşturma başlamıştır. Özellikle Saray halkı ve Hakanın yakın çevresinin Müslüman olmalarında büyük Fakih ve İslam Âlimlerinden Nuh b. Sâib el-Esedi ile Abdurrahman b. Fulan el-Havalâni, bu çok değerli iki Müslüman âlimin çok büyük hizmetlerinin olduğu hiçbir zaman unutulmamalıdır. Bunlar, Hazar Hakanının özel isteği üzerine, Hazar yurtları ve Hazar Türkleri arasında İslam dinini yaymak için gönderilmiş ehliyetli kimselerdi. Nitekim bu hayırlı gelişmelere işaret eden İbn A’sem el-Kûfi şöyle demektedir; “Sadece Hakan, Hazar hükümdarı Müslüman olmakla kalmamış, Onunla birlikte ailesi, yakın çevresi, Hazar aristokratları ayrıca şehir halkından (Etil şehri), on binlerce kişi Müslüman olmuşlardır.” (İbn A’sem el-Kûfi, III. s. 255)

İbn A’sem’in bu değerli tespitleri, Hazar yurtlarında İslam dininin ne kadar baş döndürücü bir şekilde yayıldığını göstermesi bakımından bizim için büyük önem taşımaktadır. İslam dini daha sonraki yıllarda Hazar yurtları ve Hazarlar arasında, Hazar şehri ve kasabalarında bütün hızı ile yayılmaya devam etmiş, Hazar yurtlarında binlerce cami ve mescitler yapılmış, kuran ve dini eğitimi veren binlerce okul ve medreseler açılmıştır.

Böylece Hazar toprakları İslâm’ın öz yurdu haline gelmiştir. İşte asıl bundan sonradır ki, İslam dininin Hazar Türkleri arasında yayılmasını bir kara sevda ve bir gönül coşkusu haline getirenler, her şeyden önce, onun Allah katındaki ecrine ve sevabına inanan Allah dostları, erenler, evliyalar, İslam uluları Hazar yurtlarına koşmuşlar ve yüz binlerce Hazar Türkünün bu hidayet pınarından iman şerbeti içmeleri ve ebedi bir kurtuluşa nail olmalarına sebep olmuşlardır. Onların bu hummalı tebliğ ve irşad faaliyetleri sunucu İslam dini, Hazar yurtlarında bir devlet dini olduğu gibi, Hazarlar da tarihte ilk Türk İslam Devletini kurma şerefine nail olmuşlardır.

Bütün bu güzel ve millî gururumuzu okşayan izahların yanı sıra bu konunun bizi kahreden bedbaht bir yönü daha vardır. O da, bütün bu dini gelişme, tarihi realite ve İslami hakikatlere gözlerini kapayan başta Yahudi manipülatörleri olmak üzere pek çok tarihçi hem de istisnasız bir şekilde Hazar Hakanı ve Hazarların Müslüman olmalarını bir türlü kabul edememişler, bu konularda aslı esası olmayan bir kısım görüşler ileri sürmüşler ve dolayısıyla Hazarların Müslümanlığını bir kısım Yahudi emellerinin insafına bırakmışlardır ki bu affı mümkün olmayan bir tarih sefaletidir.

Bu yazarlara göre; Hazarların aristokrat sınıfı, kağanları beyleri, han ve hakanları, hülasa saray erkânı ve daha birçok kişinin Müslümanlıklarının çok fazla sürmediği ve Müslüman Fatihlerin buralardan çekilip gitmelerinden sonra güya onların İslam dininden irtidat ederek tamamen Museviliği kabul ettikleri, bundan da öte onların ırki manada asimile edildikleri ve koyu bir Yahudi oldukları yolunda daha ziyade Yahudi ilim adamları ve onların tesirleri altında kalan Batılı yazarlar tarafından ortaya atılan ve aslı esası olmayan iddialardır. Hatta bundan da öte başta M. D. Dunlop olmak üzere daha birçok yazarlar bu konuyu başka, yönlere çekmişler ve üç yüz senelik Hazar Kağanlığı’nın nerede ise bir Yahudi devleti olduğunu iddia etmişlerdir. Bu Müslüman Hazar Türklüğüne yapılmış çok büyük bir hakaret ve bir tarih sefaletinden başka bir şey değildir. Neylersiniz ki bu kuru ve kasıtlı iddialara günümüz Türk tarihçileri ve ilim adamlarının katılmaları ve çanak tutmaları kendi ırkdaşları olan Hazar Türkleri’nin, Yahudileştiklerini iddia etmede, Yahudi ilim adamlarından daha da ileri gitmeleri bizleri kahretmektedir.

Bununla beraber şunu da ifade edelim ki, temel İslamî kaynaklarda zikredilen Hazar toplumundaki bu Yahudilerin sayısı üç bin civarındadır. Onlar; dini inançları yüzünden, Bizans’tan (İstanbul) kovulmuşlar ve ister istemez Hazar Türk hakanlığının şefkat kanatları altına sığınmışlardır. Bu Yahudiler her zaman ve her yerde olduğu gibi, milli varlıklarını korumak ve ticari kazançlarını gözetmenin dışında hiçbir sosyal ve dini faaliyete bulunmamışlardır. Müslüman mübeşşir ve Hıristiyan misyonerlerinin aksine, hiçbir Yahudi Haham ve din adamı, Hazarlar içine karışmamış ve onlar arasında en ufak bir dini tebliğ ve irşad faaliyetinde bulunmamıştır. Temel kaynaklarda, bir tek Hazar Türkünün dahi bu Yahudi Hahamları huzurunda Museviliği kabul ettiği veya bu hususta yapılan dini merasimler hakkında hiçbir rivayet yoktur. Yine bu temel kaynaklarda Müslüman ve Hıristiyanların aksine Museviliği kabul etmiş ve bir toplum haline gelmiş Hazar Türkleri hakkında hiçbir bilgi verilmemektedir. Bundan daha da komik olanı, sayıları binler ve yüz binlerle ifade edilen Hazar Türkleri için Hazar yurtlarında bir tek sinegog bile yapılmamıştır.

Zaten Yahudi azınlığı buna ayrı bir özen göstermiş ve Museviliğin bu özelliği, yani sadece Yahudilere has millî bir din olma keyfiyetini her zaman korumak istemişlerdir. O kadar ki, Yahudi azınlığı, Hıristiyan ve tacir Arapların aksine, Hazar şehir meclisinde temsil bile edilmemişler “Hayır!” buna ihtiyaç bile duymamışlardır. Bütün bu tarihi realitelere rağmen; Hazar Türklerinin nerede ise toptan Museviliği kabul ettikleri ve asimile oldukları, yani Yahudileştiklerini iddia etmek ve bu konularda yüzlerce, binlerce kitap yazmak ve sözde ilmî araştırmalarda bulunmak, tarihi hakikatleri inkar etmek değilse ya bu neyin nesidir? İşte bunu anlamak mümkün değildir. Bu ancak kör bir taassup uğruna her şeyi inkâr eden sözde Yahudi ilim adamları “Hayır!” Yahudi manipülatörlerinin yapabileceği bir maskaralık ve koca tarih ilmini bir yalancı şahit yerine koymaktır. Neylersiniz ki Yahudi zekâsı bunda da büyük ölçü de başarılı olmuştur.

Dipnotlar
* 2-4 Kasım, 2010 tarihinde, Şam’da yapılan “İslamî Asırlarda Doğu Arap Dünyası ve Anadolu”, 5. Uluslararası Türk – Suriye kongresinde tebliğ olarak sunulmuştur. Z. K.
** Selçuk Ün. Eğitim Fak. Em. Öğretim Üyesi

Kaynakça
Kitapçı, Z., Kuzey Türk Kavimleri Arasında İslamiyet, Hazarlar Başkurtlar ve Bulgarlar. Konya, 2005.
Kitapçı, Z., Hz. Peygamberin Hadislerine Göre Hazarlar, Hz. Peygamberin Hadislerinde Türkler, I, s. 227-240, Konya, 2010.
Kitapçı, Z., Türk Boyları Arasında İslam Hidayet Fırtınası; Samaniler Karahanlılar ve Selçuklular. Konya, 2005.
Kitapçı, Z., Doğu Türkistan ve Uygur Türkleri Arasında İslamiyet, Konya, 2005,.
Kitapçı, Z., Azerbaycan Harzem ve Oğuz Boyları Arasında İslamiyet, Konya, 2005.
Kitapçı, Z., İlk Müslüman Türk Hükümdar ve Hakanları, Konya, 2009.
Kitapçı, Z., Orta Asyada İslamiyetin Yayılışı ve Türkler, Konya, 2009.
el- Kufi, İbn A’sem., K. el-Fütuh, Tan. S. Zekkar, Beyrut, 1983.
el-Mesudi, Müruc, tah. M.M. Abdülhamid, Mısır, 1964.
el-Belazuri, Fütuhu’l-Büldan, tah. R. M. Rıdvan, Beyrut, 1983.
et-Taberi, Tarihu’l-Umam ve’l-Muluk, Beyrut, 1967.
İbnü’l-Esir, el-Kamilfl’t-Tarih, beyrit, 1965.
el-Mercani, Müstefadü’l-Ahbar, Ank., 1917.
Kurat, A.N. Karadeniz’i Kuzeyindeki Türk Kavim ve Devletleri, Ankara, 1992.
Togan, Z. V., Umumi Türk Tarihine Giriş, İstanbul, 1981.
Dunlop, D.M., The History of the Jewish Khazars, Pnncton, 1967.
Solamon, G., A History of the Jewish, Philedelphia,1952.
Koestler, A., The Therteenth Tribe, Newyork, 1976.



Bu yazı TDAV Tarih Dergisi Aralık 2010 – Ocak 2011 Sayısından alınmıştır.