Hediye..!


Yıl; 1927...
Ekim ayının son günleri...
Atatürk; Nuri Conker, Salih Bozok, Recep Zühtü, Ruşen Eşref Günaydın ve Yusuf Kemal Tengirşek ile sohbet ediyordu.

Atatürk, Sofya Ataşemiliterliği günlerini anlatıyordu.Konu, Şakir Zümre’ye geldi.
Atatürk, Fevzi Çakmak’ın akrabası Şakir Zümre ileSofya’da tanışmıştı.
Şakir Zümre, ilköğrenimini Varna’da tamamladıktan sonra, lise ve hukuk fakültesini Cenevre’de okumuştu. Varna Türk milletvekili olarak Bulgar Parlamentosu’ndaki 17 Türk’ten biriydi.
İstiklal Savaşı döneminde yurtdışından Anadolu’ya silah ve cephane gönderdiği gibi savaş sanayisinde değerlendirilmek üzere Türkiye’ye usta ve teknisyen bulunmasında da yardımcı olmuştu. Bu üstün hizmetleri nedeniyle İstiklal Madalyası sahibiydi.
İstiklal Savaşı’ndan sonra Türkiye’ye dönen Şakir Zümre, Atatürk’ün onayıyla Türkiye’nin savunma sanayisinin ilk özel sektör fabrikasını kurmuştu...

Atatürk’ün Sofya anılarını anlatmasının bir sebebi vardı; Şakir Zümre dün ziyaretine gelmişti.“Avrupa’dan dönüyormuş, bana da güzel bir hediye getirmiş. Altın, pırlantalı bir tabaka.”
Konuklarına göstererek, “Pırlantadan da inisiyalleri var! Bayağı pahalı bir şey. İşleri iyi gidiyor anlaşılan” dedi.
Tengirşek, “Milli Savunma’nın taahhüt işlerini yapıyor” dedi. Ve bu söz üzerine Nuri Conker yüzüne anlamlı bir teşebbüs yerleştirince, Atatürk kızdı: “Ne var, neye
gülüyorsun?”
Conker, “Siz, ‘işleri iyi gidiyor’ dediniz de, ‘iyi gidiyor’ ne demek, karun oldu karun” yanıtını verdi.
Atatürk dedikodu sevmezdi. Sinirlendi. “Ne zamandan beri başkasının parasında gözün var?”
Conker “haşa” dedi, “başkasının parasında pulunda gözüm yok; yalnız milletin parasında gözüm var.”
Atatürk açık konuşmasını istedi. Conker, “Yusuf Kemal Bey söyledi, Milli Savunma Bakanlığı’na çürük çarık şeyler sokuşturuyor, sonra da milyonlar vuruyor.”
Atatürk masadakilere sorular yöneltti. Sonra...
“Ya demek, eski arkadaşlarımız bize sırtını dayayıp hazineyi soyuyorlar, bize de rüşvet veriyorlar,
öyle mi?”
Nuri Conker araya girdi: “Size sırtını dayayan yok. Bir yere sırtını dayamış ise, Milli Savunma Bakanı Recep Peker’in sırtına yaslanmıştır herhalde. Çünkü içtikleri su bile ayrı gitmiyor.”

Atatürk’ün Şakir Zümre ile anıları nereden nereye gelmişti...
Başyaveri Rusuhi Savaşçı’dan Recep Peker’in nerede olduğunu öğrenmesini istedi.
Haber kısa sürede geldi: Kılıç Ali’nin evindeydi.
Atatürk, “Kalkınız Kılıç Ali’nin evine gidiyoruz” dedi.
Eve vardılar; Atatürk sağ elinin başparmağıyla zile uzun süreli bastı.
Zil sesini duyan Kılıç Ali heyecanlandı; “Atatürk geldi; bu onun kapı çalışı...”
Atatürk, Recep Peker’i görünce habersizmiş gibi göründü; “Kılıç misafirin varmış” deyip tokalaştı.
Atatürk sohbet arasında, “Çocuklar size sansasyonel bir haberim var; dün rüşvet aldım!”dedi.
İlk kez Recep Peker’in yüzüne bakarak, “Aldığım rüşveti görmek ister misin Recep Bey?”
- “Estağfurullah Paşam, şaka yapıyorsunuz herhalde.”
Atatürk sesini sertleştirdi:
- “Şaka falan değil. Rüşvet, bildiğin rüşvet.”
Pırlantalı tabakayı getirtti. Peker’e uzattı.
- “Güzel bir tabaka Paşam, güle güle kullanın.”
Atatürk karşılık verdi:
- “Sana ‘rüşvet’ diyorum, sen bana ‘güle güle kullan’ diyorsun; sana gelse sen kullanır mıydın?”
Peker, “Paşam sanırım şaka yapıyorsunuz; rüşvet olsa siz bunu alır mısınız?” deyince Atatürk şu yanıtı verdi:
“Hiç kimse insana ‘rüşvet’ diye vermiyor ki, ‘armağan’ diye veriyor.”
Kılıç Ali, meselenin ardında neyin olduğunu merak etti ve dayanamayıp sordu: “Paşam bu rüşveti kimden aldığınızı bize söyleyebilir misiniz?”
“Tabii... Şakir getirdi.”
Peker, “Paşam, şaka yapıyorsunuz. Şakir sizin bunca yıllık yakın arkadaşınız, hiç rüşvet olur mu bu?”
Atatürk kızdı, “Senin de arkadaşın, sana ne getirdi?”Yanıtını beklemeden devam etti: “Şakir senin bakanlığa öte-beri satıyormuş; sana kim bilir neler neler getirmiştir?”
Bu sözler üzerine evin salonuna bomba düşmüş gibi oldu.
Kısa bir süre sonra Atatürk ve misafirler çıkıp gitti.
Kılıç Ali ile Recep Peker evde bir başlarına kaldı...

Hükümet İstifa Etti


Kılıç Ali misafirine “Kahve ister misin” diye sordu.
Recep Peker, “Ne kahvesi bana bir viski ver” dedi. Çok üzgündü. Atatürk’ün böyle bir davranışı kendine reva görmesini kabul edemiyordu. Rüşvet yemeyeceğini bilmez miydi?
“Ne yapmalıyım” diye sordu.
Kılıç Ali, “istifa et” diye yanıtladı. “Atatürk’ü iyi tanırım, bu sana bir ihtar.”
Recep Peker istifa etmeyeceğini belirtti. “Eğer istifa edersem kuşkuların haklı olduğunu kabul etmiş olurum.”
Ertesi gün...
Kılıç Ali, Çankaya Köşkü’ne çıktı; Recep Peker’in kararını Atatürk’e bildirdi.
Atatürk, “Bir Milli Savunma Bakanı da kolundan tutulup atılmaz ya, kendi bileceği bir iş” dedi.
O akşam...
Atatürk ile Başbakan İsmet İnönü yan yana geldi.
İnönü, Peker’in istifa etmemesinin dedikoduları daha artıracağını söyledi. Sonra bulduğu yöntemi söyledi:“Hükümet olarak istifa etmek.”
Atatürk öneriye sıcak baktı.
İnönü Hükümeti 1 Kasım 1927’de istifa etti.
Tarih: 2 Kasım 1927.
Başbakan İsmet İnönü yeni hükümetini Çankaya Köşkü’ne sundu.
Yeni kabinede Milli Savunma Bakanı Recep Peker yoktu....

Sonra Ne Oldu


Recep Peker rüşvet almış mıydı?
Tabii ki hayır. Yoksa....
Bir sonraki İnönü Hükümeti’nde Bayındırlık Bakanı yapılır mıydı?
CHP Genel Sekreteri yapılır mıydı?
1931-1936 yılları arasında Atatürk ve İnönü ile birlikte dönemin “güçlü üçüncü adamı” yapılır mıydı?
Ve en sonunda başbakanlığa getirilir miydi?
Recep Peker dürüst bir devlet adamıydı.
Keza....
Şakir Zümre değerli bir işadamıydı.
TSK’nın ihtiyacı olan ilk silah ve cephaneler, ilk Türk denizaltı su bombaları, Şakir Zümre Fabrikası’nda üretildi. 1937’de Yunanistan, Bulgaristan, Polonya, Mısır gibi ülkelere silah ve cephane ihraç etti. Ne yazık ki, İkinci Dünya Savaşı sonunda ABD ile yapılan anlaşmalar gereği, yapılan silah yardımı nedeniyle Şakir Zümre Fabrikaları, silah ve cephane üretimini terk etmek zorunda kaldı. Soba üretmeye başladı!
Peki... Atatürk neden bu kadar sert tepki gösterdi?
Üç nedeni vardı; Atatürk laubalilikten hiç hoşlanmazdı; Sovyetler Birliği heyetine Ankara’da verilen davet sırasında ev sahibi Milli Savunma Bakanı Recep Peker’in davetlilerden Korgeneral İzzettin Çalışlar’ın çenesini kaşımasına çok kızmıştı. Böyle laubali birinin bakan olmasını kabul edemiyordu.
İkincisi... Doğru bile olmasa dedikodulara adı karışmış arkadaşından hediye almayı kabul edememişti, kızgındı...
Üçüncüsü... Halkın parasının soyulmasına büyük tepki gösteriyordu; bu konularda çok hassas davranıyordu...

 Teşekkürler Ömer Çağlayan