Nedir Bu Atatürk Düşmanlığı

TARİHİN AYNASI - 
Prof. Dr. Saadettin Yağmur GÖMEÇ 
Bazen büyük milletlerin tarihleri incelendiğinde çeşitli zamanlarda yaşamış, onların adının bu kadar ünlü olmasına aracılık eden kahramanlarla karşılaşırız. Bu insanlar o devletin veya topluluğun tarihinde önemli roller oynamışlar ve hayatlarında müspet izler bırakmışlardır. Bu yüzden her halk kendi içerisinden çıkardığı bu milli kahramanlara, âlimlere, sanaatkârlara büyük değer vererek, onları saygı ve hürmetle anarlar. Çünkü varlıklarının sebebi onlardır. Dolayısıyla bunlar hakkında kötü birşeyler söyleme saygısızlığında bulunmadıkları gibi, başkalarının da bu kıymetli şahsiyetlere hakaret etmesine şiddetle karşı çıkarlar.


  Türk milleti, dünyaya bugünkü şeklini veren en eski ve asil halklardan birisidir. Bir zamanlar dünyada adaleti ve düzeni sağlayan, zalimin düşmanı, masumun koruyucusu olan bir millettir. Vatanı için seve seve ölümü göze alan bu halkın bağrından nice adsız kahramanlar çıktı. Bu insanlar, bizim övünç kaynağımızdır. Mustafa Kemal Atatürk’ün dediği gibi; “Türk çocuğu ecdadını tanıdıkça daha büyük işler yapmak için kendinde kuvvet bulacaktır”. Yeter ki ona bu değerlerini unutturmayalım. Yeter ki insanın dünyaya sadece yemek, gününü gün etmek için gelmediğini öğretelim.

Son zamanlarda bize birşeyler oldu. Kendimizi kaybetttik. Çocuklarımız elin yabancılarını örnek alıyor, sanaatkârlarına özeniyor. Başkaları tarihteki ünlü hırsızlarını bile kahraman olarak göstermeye çalışırken, ülkemizde kendi kıymetlerimiz görmezden geliniyor. Bazı gençlerimizin dini öğretilerle gözleri öyle körleşmiş ki, Attila (Ata İllig) Müslüman değil diye, onu reddediyorlar. Attila (Ata İllig) devrinde İslamiyet mi vardı da seçmedi? Kendilerinden olmadığı halde Avrupalıların Attila’ya (Ata İllig) nasıl sahip çıktığına şahit olmuyor muyuz?

Mo-tun’u (Börü Tonga), Attila’yı (Ata İllig), Bilge Kagan’ı reddedenlerin elbette soyu ve sütüne bakmak gerekir. Şah İsmail Şii diye, Sünni Türk ona nasıl küfreder? Bir vakitler Türk Dünyasının iki mümtaz şahsiyeti iktidar yüzünden savaşmışlar ve mücadeleyi biri yitirmiştir. Bizim için Yavuz da büyüktür, Şah İsmail de! Hatta devletinin idaresinde çoğunlukla Türkmenlere yer veren Şah İsmail daha şuurlu bir Türkçü olup, Türkçe konuşup, Türkçe yazmıştır. Herhalde yüzlerce yıl sonra bu iki büyük insan Türk Dünyasında kanayan yaralara sebep olacaklarını bilselerdi, mutlaka bir uzlaşma yolu bulurlardı.

Ya Emir Temür ile Yıldırım Bayezıd’a ne diyeceğiz? İkisinin de kahramanlığı tartışılmaz. Ama onlar da kavga yaptı. O zamanın şartlarında belki bu durum kaçınılmazdı. Fakat Türkistan Türkleri Temür’ü kahraman gibi gösterirken, Yıldırım’ı aşağılıyorlar. Anadolu Türklerinin çoğunluğu hiçbir vakit Osmanlı’ya büyük bir darbe vurdu diye Temür’ü kötülemez. Yobaz miskinlere inat çocuklarına Timur ve Cengiz adını vermekten çekinmez.

Geçmişin düşmanlıklarını bir kenara bırakma zamanı gelmiştir. Avrupalılar binlerce yıl birbirlerini katlettikten sonra bugün siyasi beraberlik meydana getirmişken, biz neyi bekliyoruz?

  Bütün bunlar bir yana bu millet için gece-gündüz çalışan, yemeden-içmeden savaş meydanlarında ömrü geçen, yok olacakken bir ülkeyi yeniden ayağa kaldırarak, müthiş bir şevk ile dirilten Atatürk’e bile sataşan kişiler var! Bir vakitler başımıza gelenleri unutmayan veya azbuçuk bilen, Türkiye’de yaşayan bir insanın Atatürk’e sövmesi nasıl mümkün olabilir?

  Acaba bütün hayatları mücadele ile geçen Mustafa Kemal ve silah arkadaşları olmasaydı, günümüzde Orta Doğu’daki kişiliksiz ve kukla devletlerden bir farkımız olur muydu? Türk milleti ve Atatürk’e Sevr’de diz çöktüremeyenlerin işbirlikçileriyle, onların dışarıdaki hamileri bu asil halkı zora düşürmek amacıyla herşeyi yapmaktalar. Yakın mazimizde Türk Devletinin ve milletinin başına gelenler hatırımızdadır. Eğer Mustafa Kemal ve ona inanan Türkçüler çıkmasaydı, bugün Atatürk’e sövme cesaretinde bulunan kişiliksizler acaba hayatta olabilirler miydi? Kendilerinin dediği gibi olurlardı belki ama adları ya Aleksandros ya Apostolos ya Eleni veya İren olurdu.

  Kendini bilmezler bugün gemi azıya almış vaziyetteler. Sadece Atatürk’e değil, Türk milletinin bütün kutsal değerlerine hakaret ediyorlar. Milli devletin yapı taşları ile oynanıyor, fakat kimse kılını kıpırdatmıyor. Artık bayrağın ve İstiklal marşının bile üç paralık kıymetinin kalmadığı bir zamanı yaşıyoruz. Eğer bunlara saygısızlık yapanlar hala bu ülkede hoşgörü ile karşılanıyorsa devlet ve millet bitmiş demektir.


  Herşeyin bir sınırı yok mudur? Bir milletin sabrıyla bu kadar fazla oynanılır mı?